avatar

Sır Naibi YAZAR

Ağzınızı Açmayın, Sille’desiniz!

Sır Naibi

2026-06-07

Anadolu Selçuklu Devleti’ne yüzyıllarca başkentlik yapmış, tarih ve kültürün birbirini tamamladığı kadim şehir Konya’mızın yüreğinden çıkıp sadece birkaç kilometre gittiğinizde, zamanın durduğu, taşların dile geldiği büyülü bir dünyaya adım atarsınız: Sille.

Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bu köklü mirasın, farklı inançların bir arada barış içinde yaşadığı bir açık hava müzesi olduğu hepimizin malumudur. Restorasyonuyla göz kamaştıran Aya Eleni Kilisesi, tarihi taş evleri, çömlek atölyeleri ve vadinin ortasından süzülen deresiyle Sille; hafta sonu şehir gürültüsünden kaçıp nefes almak isteyenler için biçilmiş kaftan.

Geçtiğimiz günlerde hafif bir yürüyüş yapmak ve bu büyülü atmosferde geçmişin izini sürmek için eşimle birlikte Sille’nin yolunu tuttum. Ancak ne yalan söyleyeyim, bu keyifli gezi kısa süre sonra kelimenin tam anlamıyla bir "hayatta kalma mücadelesine" döndü. Neden mi? Tabii ki Sille'nin adeta organize sanayi bölgesi gibi çalışan sinekleri yüzünden!

Tarihi köprüden geçip vadiye doğru derin bir nefes alarak yürümeye başlamıştım ki, havada adeta görünmez bir orduyla karşılaştım. Sille’nin sinekleri öyle bildiğiniz, evinizde usulca vızıldayan evcil sineklerden değil. Bunlar bölgenin kadim yerlileri ve gelen turistleri yakın markaja alma konusunda tam bir uzman!

Yanımda yürüyen eşime Sille’nin taş işçiliğini anlatmak için ağzımı açtım. Açmaz olaydım! Cümlenin yarısında, ağzımdan içeri adeta intihar dalışı yapan minik bir sinek grubu girdi. "Sille’nin mimarisi..." derken kendimi bir anda öksürük krizi içinde buldum. Kulaklarım ise bambaşka bir senfoni orkestrasının istilası altındaydı: Sağ kulağımdan giren vızıltı diğer kulağımdan çıkmak bilmiyor, dibimde adeta helikopter motoru çalışıyor, saçımı, başımı korumak için attığım refleks dolu tokatlar yüzünden ise uzaktan beni görenler muhtemelen mistik bir dans yaptığımı düşünüyordu.

Tabii işin mizahı bir yana, bu durum eski Selçuklu başkentinin bugünkü göz bebeği olan Selçuklu ilçesine ve bu güzel turizm merkezine pek yakışmıyor. Buradan yerel yönetimin o çalışkan ekiplerine tatlı sert bir sitem göndermek şart: Sezon başında yapılan ilaçlamalar belli ki bu yıl Sille’nin sinek ordusuna pek sökmemiş. Misafirlerin ağzına, burnuna hücum eden bu sinekler için ilaçlama kamyonlarının vitesini biraz daha yükseltmek, larvasit mücadelesini kış aylarından sıkı tutmak gerekiyor.

Ancak her şeyi de kimyasal ilaçlardan beklememek lazım. Sonuçta burası yaşayan bir doğa. Her yere kimyasal sıkmak vadideki diğer canlılara, kuşlara, arılara da zarar verir. Madem Sille organik bir yerleşim yeri; o zaman sinekle mücadele de neden doğal yollarla olmasın?

Vadi boyunca ve baraj çevresine dikilecek lavanta, biberiye, nane ve fesleğen gibi bitkiler keskin aromalarıyla sinekleri bölgeden doğal bir şekilde uzaklaştırır.

Sineklerin en büyük düşmanı olan kurbağalar, yarasalar ve kırlangıçlar için vadi içindeki doğal yaşam alanları korunabilir.

Gölet ve baraj çevresine, sinek larvalarını iştahla yiyen gambusya (sivrisinek balığı) cinsi balıklar bırakılabilir.

Doğanın kendi dengesi, en güçlü kimyasal ilaçtan çok daha etkilidir. Eskiler boşuna dememiş; "Konya'nın tozu, Sille'nin kızı..." diye. Belli ki geçmişte kafiyeyi bozmamak için sinekleri tekerlemeye eklememişler ama Sille’nin sineği de en az tozu kadar meşhur olmayı hak ediyor. Barajın ve vadi suyunun bereketiyle beslenen bu minik dostlarımız, bölgenin neşesi mi yoksa çilesi mi, varın siz karar verin.

Uzun lafın kısası; Sille’ye gidin, o muhteşem tarihi soluyun, çömlekçileri gezin ve baraj kenarında çayınızı için. Ama sakın ola yanınıza sinek savar spreyinizi almayı ve yürürken ağzınızı çok fazla açmamayı unutmayın. Aksi takdirde Sille tarihiyle olduğu kadar, protein değeri yüksek sinekleriyle de hafızanızda unutulmaz bir yer edinebilir!

Velhasıl-ı kelam: "Ağzınızı Açmayın, Sille’desiniz!”

Kalın sağlıcakla...

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Sır Naibi YAZAR