İlim Borsasının Yıldızları

Ron Garan, NASA’dan emekli bir astronot. Uzayda geçirdiği 178 gün boyunca Dünya’ya yörüngeden baktı; gezegenimizin kırılganlığını ve hayatı ayakta tutan muazzam düzeni gördü. Bu bakış, insan eliyle kurulan sistemlerin hayatın önüne geçmesini de daha görünür kılıyordu. Bu nadide hayat düzeninde toplu

Mehmet SERİN Sanayici/Yazar

Ron Garan, NASA’dan emekli bir astronot. Uzayda geçirdiği 178 gün boyunca Dünya’ya yörüngeden baktı; gezegenimizin kırılganlığını ve hayatı ayakta tutan muazzam düzeni gördü. Bu bakış, insan eliyle kurulan sistemlerin hayatın önüne geçmesini de daha görünür kılıyordu.

 Bu nadide hayat düzeninde toplumların yarışı refahı yaymak için olmalıydı; manipüle edilmiş değerlerle birbirini kandırmak ya da başkasının malına el uzatmak için değil. Bizim de içimizde hissettiğimiz çarpıklık tam burada başlıyor.

 Halk bu çarpıklığı akademik makaleler okuyarak ya da aydın çevrelerin arasına girerek anlamaz. Günlük hayatın ortasında, mutfağında, cüzdanında, geleceğe bakarken hisseder. Toplum yerinde sayar, ihtiyaçlar büyür, sorunlar çözümsüz kaldıkça çoğalır. Çünkü üretimden kopan servet ile ortak hayatın meselelerine dokunmayan ilim yan yana durur. Toplumun neden kalkınamadığının cevabı da burada saklıdır.

 Servetin hayat içindeki doğal dolaşımı toplumun ihtiyacını karşılayan üretimle kurulur. İhtiyaç üretimi doğurur; hammadde emekle ürüne dönüşür, ürün ihtiyacı karşılar. Üretici kazancını geçimine ve yeni üretime yöneltir. Borsa ise bu zincire yeni bir halka eklemez; serveti hisseye çevirip kendi içinde dolaştırır. Rakamlar ve işlem hacmi büyürken üretim ve toplumsal kalkınma bu dolaşımın dışında kalır. Borsa alın teri istemez; hisseyi ve hükmü el değiştirir.

 Asıl çarpıklık, servet borsada dolaşırken ilmin de halkın hayatından kopup aydın çevrelerinde kendi değerini artırmasıdır. Demokraside yönetimin referans aldığı fikir anonimdir. Bu anonim referansta servet sahiplerinin, ilim çevrelerinin ve siyasi erkin ağırlığı belirleyicidir; fakat alt kesime doğru halkın ortak duygusundan fersah fersah uzaklaşır. Halkın ortak duygusu nizamı değiştiren bir ölçüye dönüşemez.

 Fonların hikâyesi bu işleyişi gösterir. İmar masalarında doğan bu fonlar, servet sahiplerinin çocukları gibidir. Velileri onları borsaya taşır; orada fonlar birleşip hızla çoğalır. Halk bunu açık bir talan ve ahlaksızlık olarak görür; nizamın dili ise aynı süreci başarılı ya da başarısız bir borsa operasyonu diye tanımlar.

 Bu çark dönerken aydınlar ihtiyatlı mesafelerden ahlak nasihatleri verir; işleyişin kökenine dokunmaz. Siyasiler ise nizamın serbestliğiyle halkın ahlaki hükmü arasında sıkışıp kalır. İmar masaları, servet sahipleri, aydınlar ve siyasiler farklı yerlerde durur ama aynı işleyiş içinde birbirlerini tamamlarlar. Siyaset, halkın duygularına ulaşmak için hem aydının ilmine hem borsanın imkânlarına yaslanır. İlim ve servet halkın hayatından uzaklaştıkça bu çevrelerin gücü artar.

 İlmin ilgi alanı fert ve onun iç dünyasıyla sınırlandırıldığında bu kopuş daha da derinleşir. İbadet ve insanın Yaradan’ıyla şahsi irtibatı elbette ilmin konusudur; mesele, ilmin burada tutulmasıdır. Ferdin hayatına dair ölçüler derinlemesine işlenirken toplumu ve nizamı yönetenlerin davranışı gölgede kalır. Ahlak, kardeşlik ve adalet gibi genel kavramlar konuşulur; nizamın işleyişi sorgulanmadan kalır. İslam’ın daraltılmış sunumu aydını risksiz bir alanda tutarken siyasilerin de işini kolaylaştırır.

 Edep denemeleri, ahlak söyleşileri, okumalar, çalıştaylar ve fikrî atölyeler çoğalıyor; her biri için fiziki şartlar iyileştiriliyor, kurumsal emek harcanıyor. Fakat faaliyetlerin artması, ilmin toplumun meselelerine indiğini göstermez. Sahabiler ilmi ellerinde tutup hayat sahnesinde kıtlaştırmadılar. Öğrendiklerini başkalarına aktarıp inandıkları fikri yaydılar. Bekledikleri karşılık, fikrin ve akidenin hayat bulmasıydı.

 İlim ortak hayatın meselelerine ölçü olup nizama girmeli; servet üretim, emek ve hizmet içinde dolaşıp toplumsal kalkınmaya zemin hazırlamalıdır. Şifa taşıyan güç, toplumun kendi gücüdür.

 İslam iktisat nizamının borsaya bakışı ayan beyan: Fiyatın manipüle edilmesini her şartta reddeder. Hele kıymet eşyanın tabiatından ve sunduğu hizmetten değil, mücerret itibardan doğuyorsa…

 “Borsadaki hisselerin zekâtı nasıl verilir?” diye sorup cevabını da akabinde üreten aydınların elinde ilim; servetini emeksiz katlama arzusuna kapılanların elinde borsa… Halkın gönlüne giden yolun tabelaları gibi…

 Halbuki halk, kendisini kucaklayacak bir nizama kavuşmayı bekler. Başka ihsan istemez…

Yazarın diğer yazıları