Karpuzun dörtte biri…

Sevgili dostlar! Güller diyarı Isparta’nın Çünür mahallesinde "tan ağarmamış” sabahın erken saatleri. Sokaklar bomboş… İnsanlar henüz derin uykusunda. Bir dede ile arkasında torunu elektrikli bisikletle çöpleri dolaşıyor. O günün nafakasının peşindeler. Bir saat içinde aynı çöp konteynırına dört far

Ömer KARA - Gazeteci/Yazar

Sevgili dostlar!

Güller diyarı Isparta’nın Çünür mahallesinde "tan ağarmamış” sabahın erken saatleri.

Sokaklar bomboş…

İnsanlar henüz derin uykusunda.

Bir dede ile arkasında torunu elektrikli bisikletle çöpleri dolaşıyor. O günün nafakasının peşindeler.

Bir saat içinde aynı çöp konteynırına dört farklı insan grubu gelip bir şeyler alıp gitti…

Otobüs durağının kenarında bir hanımefendi, derdinden, tasasından olsa gerek elindeki kaçak sigarasını çektikçe çekiyor; hapishanedeki mahkûm gibi volta atarak, belli ki servis bekliyor.

Hava aydınlanmaya yaklaşırken tarladan ürün toplamaya gelen iki yaşlı teyze ile bir amca görünüyor.

Herkes, ama herkes o günün ekmeğinin derdinde.

Pazar günü olması fark etmiyor.

Çünkü hayat şartları güzel ülkemizde öyle bir hâl aldı ki yaşlısı genci, kadını erkeği, çoluğu çocuğu, emeklisi çalışmak zorunda.

İş bulabilen işine gidiyor, bulamayan ise çöpten bir şeyler toplamaya mahkûm…

Ülkemin her köşesinde üç aşağı beş yukarı aynı manzaralar…

Siyasete, ekonomistlere, televizyon şovmenlerine ve TÜİK rakamlarına bakınca her şey olağanüstü güzel.

Enflasyonun beli kırıldı, kırılacak…

Milli gelir uçtu, uçacak…

Vatandaş varlığa boğuldu, boğulacak…

SONUÇ?

Fok balıklarının keyfine diyecek yok.

Millet aç kalmış, kimin umurunda?

Yandaşlar, Candaşlar rahat ettiği sürece gariban çabalasın, fok nesli çok yaşasın!

İtiraz edenleri duyar gibiyim.

“Karpuzun dörtte bir dilimi hâline gelen CHP mi iktidar olsun?” diyenleri…

“Kafatası edebiyatından prim yapanlar mı milleti yönetsin?” diyenleri…

“Ne yapacağı belli olmayan ceketten kopan düğme misali yep-yeni parti mi ekonomiyi düzeltecek?” diyenleri…

İşin aslı birinin diğerinden hiçbir farkı yok!

Söylemler farklı olsa da akıllar aynı.

Aynı tezgâha hizmet eden farklı yapılar işte…

Hepsi olmaz olsun.

Mazot olmuş 90 küsur, ekmek 15 küsur, ortalama ev kirası 25 bin küsur...

Emekli 23 bin mahkûmu.

İşçi-çalışan 28 bin mahkûmu.

Market-pazar alıp başını uzay yolculuğuna çıkmış vaziyette…

Öpen öpene!

“Hadi artık yetmez mi?” dediğinde ‘ŞONCUSUN’
“Milletin borcu gırtlağında” dediğinde ‘ŞUNCUSUN’

“Geçinemeyen vatandaş isyan ettiğinde” ‘BUNCUSUN’ diye yapıştırrr…

Ama bizler hak ediyoruz.

Pandemi olmasaydı, uçacaktık…

Savaş olmasaydı, güller gibi açacaktık…

Barış olsaydı, zirveye tırmanacaktık…

İsrail olmasaydı, bölge bizimdi naralarına kulak verip avunduğumuz sürece…

Akledip, özümüze dönmediğimiz takdirde

Ve bu kafayla devam ettikçe görünen o ki:

Tuzu kuru olanlar, siyasetten beslenenler, dolar stokçuları, altın kilercileri ve gayrimenkul toplayıcılarını bilemem ancak millet olarak geri kalanımız “Elinde Mızrak, Kıçında Yaprak” ‘Allah Allah’ diye dolaşacak gibi geliyor.

Sebep?

Fok balıklarının neslini koruyalım diye…

Yazarın diğer yazıları