avatar

Şükrü PORTAKAL YAZAR

NASREDDİN HOCA HİKAYELERİ

Şükrü PORTAKAL

2026-07-06

Nasreddin Hoca’nın Timur’la olan meşhur "eşeğe kelam öğretme" hikayesini bilirsiniz. Hoca, kellesini kurtarmak ve küpünü doldurmak için Timur’a imkânsız bir söz verir: "Sultanım, bana 20 yıl ve 20 bin altın ver, bu eşeğe konuşmayı öğreteyim."  Eve döndüğünde karısı feryat figan edince de o meşhur siyaset felsefesini patlatır: " Tasalanma hatun; 20 yıla kadar ya Timur ölür ya eşek ölür ya da ben ölürüm!"

İşte tam da bu felsefe, yüzyıllar öncesinden fırlayıp bugün hem Türk hem de dünya siyasetinin tam merkezine oturmuş durumda. Bugünün küresel liderleri ve yerel siyasetçileri, Hoca’nın o pragmatik (ve biraz da oportünist) zekasını öyle bir içselleştirmişler ki, nereye baksak önümüze konan 20-30 yıllık vizyon belgeleri görüyoruz.

Dünya siyasetine bakalım. Küresel elitler, iklim krizi, ekonomik eşitsizlikler veya yapay zeka regülasyonları gibi devasa sorunlar karşısında sıkışınca hemen Hoca’nın taktiğine başvuruyorlar. Karşımızda modern birer Timur gibi dikilen küresel krizlere verilen cevap hep aynı: "2050’de Net Sıfır Karbon Hedefi!"

Harika bir vaat, değil mi? Peki bu sözü bugün veren liderlerin kaçı 2050 yılında koltuğunda olacak, hatta kaçı hayatta olacak? Kimse bilmiyor. Ama bugünü kurtarmak, o "20 bin altını" (yani oyları ve fonları) cebe indirmek için eşeğe konuşmayı vaat etmek en zahmetsiz yol. Nasıl olsa o gün geldiğinde hesap soracak olanlar da hesabı verecek olanlar da çoktan tarih sahnesinden çekilmiş olacak.

Dönelim kendi mahallemize, Türk siyasetine... Bizde "anı yaşamak" ve "geleceği feda etmek" adeta bir ata sporudur. Ekonomik krizler mi var? Yapısal reformlar mı gerekiyor? Eğitim sistemi alarm mı veriyor? Hemen devreye o sihirli uzun vadeli vizyonlar girer.

 * "2053 vizyonu", "2071 hedefleri"...

 * Enflasyonun tek haneye inmesi için hep bir "önümüzdeki yılın ikinci yarısı" beklenir.

 * Yapısal reformlar, hep bir sonraki seçim dalgasının arkasına gizlenir.

* Mutfaktaki yangın sönmeden vizyon devreye girmez. Atalar sözü "Aç ayı oynamaz” demiyor mu?

Dünden ders alarak bugünü inşa edememiş isek uzak ufukları görmek bir Miyop’a engin denizleri göstermekten öte gidemez.

Siyasetçilerimiz, her sıkıştıklarında ekonomiyi o hantal ve konuşamayan eşeğin yerine koyuyorlar. Bizlere de "Hele bir 10-20 yıl sabredin, bu eşek öyle bir bülbül gibi şakıyacak ki şaşıracaksınız” diyorlar.

Vatandaş ise evdeki Hoca’nın hanımı gibi endişeli: "Yahu bugün geçinemiyoruz, yarın ne olacağız?"

 Siyasetin cevabı ise bıyık altından bir gülüşle aynı: "Hele o gün gelsin, bakarız."

Hikâyenin en can alıcı yeri Hoca'nın karısına verdiği son cevaptır: “O gün kim kalmışsa, o konuşur."

Bugün gerek dünyada gerek Türkiye’de siyaset, günü kurtarma sanatına dönüşmüş durumda. Kısa vadeli popülizm rüzgarlarıyla yelkenleri dolduranlar, faturayı hep geleceğe, yani bizlerin ve çocuklarımızın sırtına yıkıyor. Gerçek yapısal çözümler üretmek yerine, vadeleri uzattıkça uzatıyorlar.

Çünkü biliyorlar ki siyaset sahnesinde dünün sözleri, bugünün manşetleriyle çok çabuk unutulur. Ama unutulmayan tek bir şey var: Nasreddin Hoca yüzyıllar önce yaşadı ve bugünün siyasetçilerinden çok daha dürüsttü. En azından kendi eşeğinin konuşamayacağını biliyordu; şimdikiler ise kendi uydurdukları masallara önce kendileri inanıyor, sonra da bizden inanmamızı bekliyorlar.

Eşek elbet bir gün konuşur mu bilmem ama bu gidişle o 20 yıl geçtiğinde, meydanda ne konuşacak bir siyasetçi ne de vaatleri dinleyecek dermanı kalmış bir millet kalacak. Geriye sadece Hoca’nın o meşhur, acı tebessümü kalacak.

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü PORTAKAL YAZAR