avatar

Mehmet SERİN YAZAR

Ne Yapıyon?

Mehmet SERİN

2026-07-13

Bizim oralarda büyükler, karşılaştıkları gence çoğu zaman tek bir soru sorar:

"Ne yapıyon?"

İlk bakışta sıradan bir hâl hatır sorusu gibi görünür.

Hâlbuki değildir.

Bir amca, yeğenine "Oğlan ne yapar?" diye sorduğunda kimse kalkıp özgeçmiş anlatmaz.

"Şurada yüksek lisans yaptı..."

"Falanca şirkette şu makamda..."

"Şu kadar kişiyi yönetiyor..."

Böyle cevaplar Anadolu'da pek makbul sayılmaz.

Çünkü büyük, yapılan işi değil, o işi yapan insanı merak eder.

"İyi çocuktur."

"İşini sever."

"Gayretlidir."

"Ailesine bağlıdır."

"Elinden iş gelir."

Büyük, cevabını almıştır.

Çünkü bizim medeniyetimiz, insanı yaptığı işle değil, yaptığı işe yüklediği gaye ile tartar.

"Ne yapıyon?" sorusunun içinde görünmeyen başka bir soru daha vardır:

Ne için yapıyon?

Asıl cevap da oradadır.

---

Şimdi seçimle göreve gelmiş bir yönetim tahayyül edelim.

Kendisine bir yetki emanet edilmiştir.

Bu yetkinin bir çerçevesi vardır.

Bir de istikameti...

Çerçeve, dışına çıkılmaması gereken sınırları ifade eder.

İstikamet ise o çerçevenin içinde hangi gayeye doğru yüründüğünü.

Seçim yetkiyi devreder.

Peki görev süresi boyunca yönetimin hâlâ kendisine emanet edilen çerçevenin içinde kalıp kalmadığını kim sorgular?

İstikametini neyin belirlediğini kim muhasebe eder?

Belki de uzun zamandır cevabını aramadığımız soru budur.

---

İnsan, özellikle kalabalıkların içinde, çoğu zaman kanaatiyle hareket eder.

Muhakeme ise daha dar, daha zahmetli bir zeminde yeşerir.

İşte mevcut sistem de bu farkı yönetim lehine kullanmaya elverişli bir zemin üretir.

Bugün birçok kurumda "istişare" adıyla yapılan toplantılar, yönetime kendisine emanet edilen çerçeveyi yeniden hatırlatan muhasebe zeminleri değil; faaliyetlerin anlatıldığı, kanaatin üretildiği buluşmalardır.

Kanaat, muhasebenin bulunmadığı zeminde kolayca üretilir.

Kalabalık kanaat üretir.

Fert muhasebe ister.

Kalabalık alkışlar.

Fert çerçeveyi sorar.

Kalabalık yapılanı konuşur.

Fert niçin yapıldığını merak eder.

---

Belki de sistematik kusur tam burada başlıyor.

Seçimden sonra yönetim, yeniden muhasebe edilmeye mecbur değildir.

Kendisine emanet edilen çerçevenin içinde kalıp kalmadığını anlatmaya mecbur değildir.

İstikametini hangi gerekçelerle belirlediğini açıklamaya mecbur değildir.

İnsan tabiatı ise kendisini zorlamayan yolu tercih eder.

Bir süre sonra yönetim, cevap vermek istediği soruları gündem yapmaya başlar.

Kaç toplantı yapıldı...

Kaç proje başlatıldı...

Kaç ziyaret gerçekleştirildi...

Kaç protokol imzalandı...

Bunların hiçbiri değersiz değildir.

Fakat gündem bunlarla doldukça, cevaplanması gereken başka sorular geri planda kalır.

Yapılanlar, emanet edilen çerçevenin içinde mi?

Hâlâ aynı gayeye mi hizmet ediyor?

İstikamet değişti mi?

Bu sorular giderek daha az sorulur.

Hesap verme de yavaş yavaş lansmana dönüşür.

---

Kalabalığın hâkim olduğu zeminde bu kolayca karşılık bulur.

Yoğun programlar...

Bitmeyen ziyaretler...

Aralıksız toplantılar...

Hepsi büyük bir gayretin göstergesi olarak görülür.

Ne var ki hareket ile istikamet aynı şey değildir.

Çok çalışmak, tek başına doğru istikamette yüründüğünü göstermez.

Daha hazin olan ise şudur.

Yönetim faaliyet alanını genişlettikçe, yönetilenlerle konuştuğu gündem daralır.

Yeni alanlara girilir.

Yeni sorumluluklar üstlenilir.

Yeni hedefler belirlenir.

Fakat yönetilenlerle konuşulanlar çoğu zaman günlük meselelerle sınırlı kalır.

Sanki emanet edilen çerçevenin muhasebesi artık yönetilenlerin değil, yalnızca yönetenlerin meselesidir.

Faaliyet paylaşılır.

Lansman paylaşılır.

Muhasebe paylaşılmaz.

---

İşte o zaman yönetim, kendisine emanet edilen gayeyi hakikatin terazisinde değil, alkışın terazisinde tartmaya başlar.

Faaliyetler artar.

Takdir büyür.

Fakat çerçeve fark edilmeden yer değiştirir.

İstikamet değişir.

Bunu konuşan ise pek çıkmaz.

Çünkü herkes yapılanlarla meşguldür.

Kimse yapılanların hâlâ ne için yapıldığını sormuyordur.

Burada bir yönetimi suçlamıyorum.

Bir sistemi işaret ediyorum.

Çünkü mesele insanların iyi ya da kötü olması değildir.

Mesele, yönetimin kendisine emanet edilen çerçevenin dışına çıkıp çıkmadığını sürekli sorgulayacak bir muhasebe zemininin bulunmamasıdır.

Bizim medeniyetimiz, ayak üstü edilen bir hâl hatırın içine istikamet muhasebesini yerleştirir.

Belki bugün yeniden hatırlamamız gereken de o eski sorudur:

Ne yapıyon?

Yaptıklarını öğrenmek için değil...
Kendisine emanet edilen çerçevenin içinde kalıp kalmadığını ve hangi istikamete yürüdüğünü anlayabilmek için.

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Mehmet SERİN YAZAR