Şükrü PORTAKAL YAZAR
SİYASETİN ARINMA ZAMANI
Şükrü PORTAKAL
2026-06-07
Sevgili dostlar ;
Bugün size Türk
Siyasetinin kanayan bir noktasından bahis edip, dertleşelim istiyorum;
Son dönemde yaşanan gelişmelere şöyle bir baktığımızda, yıllardır dile getirdiğimiz bazı kaygıların ne kadar haklı olduğunu bir kez daha görmüş bulunuyoruz. Bazen olaylar yaşanır, zaman geçer ve söylenen sözlerin değeri yıllar sonra anlaşılır. Bugün tam da böyle bir dönemin içerisindeyiz.
İnanırım ki her yapının kendine ait bir mahremiyet alanı vardır.
Ailenin mahremiyeti vardır.
Köyün mahremiyeti vardır.
Devletin mahremiyeti vardır.
Ve elbette siyasi partilerin de mahremiyeti olmak zorundadır.
Bir siyasi hareketin en önemli gücü, aldığı kararları kendi iradesiyle verebilmesidir. Eğer bir partinin yönetim kademelerinde bulunan kişiler, parti kimliğinin önünde başka aidiyetler taşıyorsa; bir tarikata, cemaate, şeyhe veya farklı bir güç odağına bağlılık hissediyorsa, o zaman siyasi iradenin bağımsızlığından söz etmek zorlaşır.
Yıllar önce bir dost meclisinde şöyle bir değerlendirmede bulunmuştum:
"Bir insanı belediye meclis üyesi adayı da yaparım, belediye başkan adayı da yaparım, milletvekili adayı da yaparım. Fakat partinin karar alma mekanizmalarında, ilçe yönetiminde, il yönetiminde veya en üst kurullarında görev vereceğim zaman farklı düşünürüm."
Sebebi sorulduğunda ise şu cevabı vermiştim:
"Farz et ki parti olarak bir karar aldık ve senin mensubiyet duyduğun yapıyla ilgili bir tasarrufta bulunacağız. O gün geldiğinde senin önceliğin parti mi olacak, yoksa bağlı olduğun yapı mı?"
İşte siyasetin temel sorunu tam da burada başlamaktadır.
Demokratik siyasetin yerini cemaat sadakati, parti disiplininin yerini grup bağlılığı, millet iradesinin yerini kapalı yapıların yönlendirmesi aldığı anda hem siyaset hem de devlet zarar görür.
Türkiye yakın tarihinde bunun ağır bedellerini ödemiştir. Devlet kurumlarına yerleşen, aidiyetini milletten değil farklı yapılardan alan kadroların ülkeye ne tür zararlar verdiği unutulmamalıdır. Aynı hata farklı isimlerle tekrar edilmemelidir.
Siyaset; cemaatlerin, tarikatların veya herhangi bir kapalı yapının gölgesinden çıkmalıdır.
Partiler; liyakati, ehliyeti ve sadakati esas almalıdır. Sadakatten kasıt şahıslara değil; ilkelere, davaya ve millete bağlılıktır.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun." (Maide Suresi, 8)
Adaletin tesisi, hakkın korunması ve millet iradesinin üstün tutulması; her türlü aidiyetin üzerinde tutulması gereken bir vazifedir.
Türk devlet geleneği ise bize asırlardır aynı hakikati fısıldamaktadır:
"İl gider, töre kalır."
Devletler şahıslarla değil, kurallarla; kişilerle değil, töre ve kurumlarla ayakta kalır. Kişilerin ön plana çıktığı dönemler geçicidir. Kalıcı olan ise milletin ortak aklı, devletin devamlılığı ve adalet duygusudur.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey de budur:
Kişilere bağlı siyaset değil, ilkelere bağlı siyaset...
Gruplara bağlı yönetim değil, millete bağlı yönetim...
Kapalı yapıların etkisi altında kalan siyaset değil, bağımsız ve milli iradeye dayanan siyaset...
Siyasetin arınması gerektiğini söyleyenler aslında yeni bir şey istemiyor. İstenen sadece siyasetin özüne dönmesidir.
Çünkü kişilerle yola çıkanlar kişilerle birlikte yok olur.
Milletle ve dava ile yola çıkanlar ise tarih boyunca yaşamaya devam eder.
Siz siz olun; devletinizin, partinizin ve milletinizin mahremiyetine sahip çıkın.

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP