Altyapı ve Liyakatsizlik
Altyapının gerçek anlamda bir "futbol fabrikası" olabilmesi için, önce zihniyetin kökten değişmesi şart.
Futbolun Kalbine Saplanan Hançer: Altyapı ve Liyakatsizlik.
Türk futbolunun ana temel sorunlarının başında, yıllardır çözülemeyen ama her seferinde halı altına süpürülen o büyük yara geliyor: Altyapı sorunu. Türkiye’nin hemen hemen her alanında olduğu gibi, futbolda da liyakat krizinin en acımasız örneğini yeşil sahaların mutfağında yaşıyoruz.
Adı üstünde, Türk futbolunun gelişebilmesi ve kendi kendine yeter hale gelebilmesi için altyapıya hayati derecede önem vermesi gereken kulüpler; her nedense bu gerçeğe sırtını dönmekte ısrar ediyor. Altyapının başına bir yandan futbolu bilmeyen yöneticiler, diğer yandan da futbolu bildiğini zanneden ama modern futbolun uzaktan dahi yanından geçmemiş liyakatsiz bir teknik heyet getirildiği sürece, bu ülkeden bir futbol ekosistemi çıkması söz konusu dahi olamaz.
Sistem baştan aşağı çürük. İşi bilmeyen, torpille o koltuğa oturtulan yöneticiler altyapının başına geldiği an, senaryo hep aynı işliyor: Hemen antrenörün eline bir liste tutuşturuluyor. Kafadan 10-15 futbolcu ismi veriliyor ve "Bunlar bu takımda oynayacak" deniliyor. İşin en acı ve trajikomik tarafı ise başa getirilen o sözde antrenörün bunu hiç sorun etmemesi, boyun eğip kabul etmesi.
Eline tutuşturulan torpilli gençlerle yola çıkanlar, günün sonunda istenilen verimi alamadıklarında ise yine ellerini açıp suçlu arıyorlar. Tabii ki altyapıdan futbolcu yetişmiyor! Nasıl yetişsin ki?
Altyapının gerçek anlamda bir "futbol fabrikası" olabilmesi için, önce zihniyetin kökten değişmesi şart. Yönetici bazında futbolun akıl ve mantığını bilen insanların iş başına gelmesi yetmez; seçtikleri teknik adamın da çağdaş futbolu, bilimi ve liyakati futbolla birleştirmesi gerekir.
Birilerinin hatırı kalacak, birileri gücenecek diye iş yapma devri bitmeli. Eğer bir kişi işini en iyi şekilde yapıyorsa, kimin tanıdığı olduğuna bakılmaksızın altyapının başına o getirilmelidir. Altyapı sorumluluğunu üstlenen antrenör, futbolcuyu kendi gözüyle, adaletiyle seçmelidir. Kartvizitin arkasına yazılıp "Bu benim yeğenimdir, ilgilenin" zihniyeti bittiği gün, Türk futbolu gerçeğe uyanacaktır. Bu torpil düzeninden ve ahbap-çavuş ilişkilerinden kurtulmadığımız sürece, dışarıdan milyarlarca euro akıtsak da tablodaki o acı hüzün değişmeyecektir.