GENÇLER GELECEĞİMİZ, GELECEĞİMİZ İSE GENÇLERİN
Dünya değişiyor… Hem de bizim gözlerimizin önünde, baş döndürücü bir hızla. Bir tarafta ABD ile Çin arasında teknoloji, yapay zekâ, çipler, ticaret ve askeri üstünlük üzerinden büyüyen rekabet var. Diğer tarafta Rusya-Ukrayna savaşı bütün şiddetiyle devam ediyor. Avrupa, kendi güvenlik geleceğini ye
Dünya değişiyor… Hem de bizim gözlerimizin önünde, baş döndürücü bir hızla.
Bir tarafta ABD ile Çin arasında teknoloji, yapay zekâ, çipler, ticaret ve askeri üstünlük üzerinden büyüyen rekabet var. Diğer tarafta Rusya-Ukrayna savaşı bütün şiddetiyle devam ediyor. Avrupa, kendi güvenlik geleceğini yeniden tarif etmeye çalışıyor. Ortadoğu'da Filistin meselesi başta olmak üzere dengeler sürekli değişiyor.
Bugün savaşlar artık yalnızca tankla, uçakla, füze ile yapılmıyor.
Bilgi de silah. Teknoloji de silah. Ekonomi de silah. Sosyal medya da bir mücadele alanı.
ABD ile Çin arasındaki rekabetin merkezine yapay zekânın ve ileri teknolojinin yerleşmesi bunun en açık göstergelerinden biri. Washington'da yapay zekâ konusunda yeni bir devlet yapılanmasının oluşturulması bile bu teknolojinin artık yalnızca ekonomik değil, ulusal güvenlik meselesi olarak görüldüğünü gösteriyor. Reuters
Rusya-Ukrayna savaşında ise cephe genişlerken, teknoloji ve insansız sistemlerin rolü de büyüyor. Savaşın yalnızca iki ülkeyi değil, Avrupa'nın güvenliğini, enerji yollarını ve Karadeniz'i de etkilediği ortada.
Türkiye ise bu tablonun tam ortasında.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da ifade ettiği gibi Ankara, hem Rusya hem Ukrayna ile görüşebilen az sayıdaki ülkeden biri. Türkiye, İstanbul müzakerelerinin devam etmesini ve savaşın diplomasi yoluyla sona erdirilmesini savunuyor. Dışişleri Bakanlığı
Yani dünya yeniden şekillenirken Türkiye'nin önünde yalnızca dış politika meselesi yok.
Asıl mesele, bu yeni dünyanın Türkiye'yi nasıl bir geleceğe taşıyacağıdır.
Peki gençler?
Tam da burada Fransa'da yaşanan olaylara bakmak gerekiyor.
Bugün Fransa'da lise öğrencileri okullardaki personel yetersizliği, kötü fiziki şartlar, kalabalık sınıflar ve eğitim sistemindeki eşitsizlikler nedeniyle sokağa çıkıyor. Protestolar ülke geneline yayılmış durumda. Yüzlerce okulun kapanması, öğrencilerin ve eğitim çalışanlarının yaralanması ve binlerce kişinin gözaltına alınması olayın artık ciddi bir toplumsal krize dönüştüğünü gösteriyor. Guardian
Ama burada çok önemli bir ayrıntı var:
Bu çocukların önemli bölümü 15-18 yaşlarında.
Yani hayatlarının en hassas dönemindeler.
Derslerini, sınavlarını, ailelerini, arkadaşlarını, ilk aşklarını, geleceklerini düşünmeleri gereken bir yaştalar.
Tam da bu nedenle şu soruyu sormak zorundayız:
Daha dün okulunu, ailesini ve arkadaşlarını düşünen çocuklar, nasıl oluyor da bir anda büyük siyasi çatışmaların sokağındaki aktörlere dönüşüyor?
İşte burada sosyal medya, siyasi örgütlenme ve olası dış etki mekanizmaları çok dikkatli incelenmelidir.
Fransız makamlarının açıklamalarında protestoların bazı siyasi yapılar tarafından yönlendirildiğine ilişkin suçlamalar yer aldı. Fransa'daki istihbarat değerlendirmelerinde de sosyal medya üzerinden öğrencilerin hızla organize edildiğine ve bazı dışarıdan aktörlerin eylemlere katılımı teşvik ettiğine ilişkin bulgular gündeme geldi. Ancak bunlar, bütün öğrencilerin veya bütün hareketin tek bir merkez tarafından yönetildiğini kanıtlamıyor. AP News
Burada özellikle dikkatli olmak gerekiyor.
Mossad veya ABD'nin bu çocukları organize ettiği iddiasını bugün doğrulanmış bir gerçek olarak yazamayız.
Böyle bir iddia varsa araştırılır, belgelenir, bağlantılar ortaya konulur ve kanıtlandığında yazılır.
Ama aynı zamanda şu soruyu sormaktan da vazgeçemeyiz:
Dünyanın büyük güçleri bilgi savaşlarına, sosyal medya operasyonlarına ve kamuoyu manipülasyonuna bu kadar önem verirken gençler neden bu mücadelenin dışında olsun?
Nitekim bugün birçok devlet, yabancı etki ve dezenformasyon faaliyetlerini ulusal güvenlik başlığı altında değerlendiriyor.
Demek ki bizim yapmamız gereken çocukları suçlamak değil.
Çocukları korumak.
Onların hangi bilginin gerçek, hangisinin propaganda olduğunu ayırt edebilecek bir eğitim almasını sağlamak.
Çünkü geleceğin savaşı belki de karşımıza bir tank olarak çıkmayacak.
Bir video olacak.
Bir paylaşım olacak.
Bir yapay zekâ üretimi görüntü olacak.
Bir sosyal medya hesabı olacak.
Ve milyonlarca genç, bunun gerçek mi yoksa kurgulanmış bir yönlendirme mi olduğunu anlamaya çalışacak.
Türk gençliği bu dünyaya hazırlanmalı
Türkiye'nin en büyük gücü yalnızca coğrafyası değildir.
Karadeniz'e açılan kapımız, Avrupa ile Asya arasındaki konumumuz, enerji yollarımız ve tarihî birikimimiz elbette önemlidir.
Ama bütün bunların üzerinde bir güç vardır:
İnsan.
Ve Türkiye'nin insan kaynağının geleceği gençlerimizdir.
Bugünün Türk genci yalnızca sınavlara hazırlanan bir genç değildir.
Yapay zekâyı bilecek.
Siber güvenliği bilecek.
Dünyadaki ekonomik gelişmeleri takip edecek.
Savunma sanayisini anlayacak.
Teknolojiyi üretecek.
Bilim yapacak.
Ama bütün bunları yaparken kim olduğunu da bilecek.
Çünkü teknolojiyi bilmek başka, teknolojinin yönettiği insan olmak başkadır.
Dünyanın dillerini öğrenelim.
Ama Türkçemizi unutmayalım.
Yapay zekâyı kullanalım.
Ama kendi aklımızı yapay zekâya teslim etmeyelim.
Dünyayı tanıyalım.
Ama kendi tarihimize yabancılaşmayalım.
Bilimin peşinden gidelim.
Ama millet ve devlet bilincimizi kaybetmeyelim.
Çünkü güçlü devlet; yalnızca güçlü ordu demek değildir.
Güçlü devlet, güçlü bilim insanı; güçlü mühendis; güçlü öğretmen; güçlü girişimci; güçlü yazılımcı ve dünyayı okuyabilen güçlü bir gençlik demektir.
Çocuklarımızı başkalarının hesaplarına bırakmayalım
Bugün dünyanın büyük güçleri kendi gençlerini geleceğin teknolojisine hazırlıyor.
ABD yapay zekâda üstünlük için yarışıyor.
Çin teknoloji, üretim ve stratejik sektörlerde küresel gücünü artırmaya çalışıyor.
Rusya savaş teknolojileri ve askeri kapasitesini geliştiriyor.
Avrupa kendi savunma ve güvenlik mimarisini yeniden kuruyor.
Ortadoğu'daki gelişmeler ise dünyanın enerji, güvenlik ve diplomasi hesaplarını yeniden etkiliyor.
Peki Türkiye ne yapacak?
Daha önemlisi:
Türkiye'nin gençleri ne yapacak?
İşte asıl mesele budur.
Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca saraylarda, meclislerde veya hükümet binalarında yazılmaz.
Üniversitelerde yazılır.
Laboratuvarlarda yazılır.
Atölyelerde yazılır.
Okullarda yazılır.
Ve bazen bir çocuğun elindeki kitapta yazılır.
Bugün çocuklarımızı yalnızca sınavlara hazırlarsak, yarının dünyasına hazırlamış olmayız.
Onlara sorgulamayı, araştırmayı, doğrulamayı ve düşünmeyi öğretmeliyiz.
Çünkü yarının dünyasında en değerli insan, en çok bilgiyi ezberleyen değil; hangi bilginin doğru olduğunu ayırt edebilen insan olacaktır.
Sözün özü
Dünya yeniden kuruluyor.
ABD-Çin rekabeti büyüyor.
Rusya-Ukrayna savaşı sürüyor.
Avrupa güvenlik anlayışını değiştiriyor.
Ortadoğu'da dengeler yeniden şekilleniyor.
Türkiye ise bütün bu fay hatlarının kesiştiği coğrafyada kendi yolunu bulmaya çalışıyor.
İşte böyle bir dönemde Türkiye'nin en büyük stratejik yatırımı gençleridir.
Onları siyasetin günlük kavgasına kurban etmeyelim.
Onları sosyal medyanın manipülasyonuna bırakmayalım.
Onları başkalarının propagandasına teslim etmeyelim.
Onlara sadece nasihat vermeyelim.
Sorumluluk verelim.
Sadece “geleceğimizsiniz” demeyelim.
Geleceği kurabilecekleri imkânları da verelim.
Çünkü gençler yalnızca geleceğimiz değildir.
Gençler, bugünden yarına uzanan köprümüzdür.
Ve unutmayalım:
GENÇLER GELECEĞİMİZ, GELECEĞİMİZ GENÇLERİN.