Mehmet SERİN - Sanayici/Yazar YAZAR
Malsız Sermaye
Mehmet SERİN - Sanayici/Yazar
2026-08-31
Bankalar, borsa ve tahvil piyasası büyürken fabrikalar kapanıyor, ustalar dağılıyor ve tüketilen malların daha büyük kısmı dışarıdan geliyor. Hesaplardaki sermaye artarken onu karşılayacak ticari mallar aynı ölçüde çoğalmıyor. Rakamlar zenginleşiyor, hayat fakirleşiyor.
Piyasadaki gerçek kıymet, insan
ihtiyacını karşılayan ticari mal ve hizmetlerden doğar. Para bunların ölçüsü,
sermaye ise geçmiş üretimden ayrılıp gelecekteki üretime tahsis edilmiş
kıymettir. Sermayenin bugünkü karşılığı ticari mal, yarınki teminatı ise o malı
yeniden üretme kudretidir.
Ticari mallar pahalı da olsa
ucuz da olsa toplumun gerçek dayanağıdır. İnsan bu dayanakla ihtiyaçlarını
görür; bunlarla doyar, bunlarla giyinir, bunlarla barınır. Tahvil yenmez, hisse
giyilmez, faizle yol alınmaz. Finansal değerler ancak ticari mallara ulaşabildiği
ölçüde kıymet taşır. Mal yoksa fiyatın da paranın da taşıyacağı bir hayat
kalmaz.
Borsa, tahvil ve faiz mal değil,
bugünün veya geleceğin malları üzerindeki mali haklardır. Bu araçların hukuku,
fiyatı, alıcısı ve çıkış yolu hazırdır. Sermaye kısa sürede girer, getirisini
takip eder ve dilediğinde elindeki hakkı devrederek çıkar. Finansal araçların
sermaye karşısındaki üstünlüğü sadece getirilerinden değil, sağladıkları bu
hareket serbestliğinden doğar.
Üretimde ise aynı serbestlik
yoktur. Sermaye; izin, vergi, enerji, işçilik, kur, ham madde, pazar ve
tahsilat barajlarını aşmak zorundadır. Üretime girmek uzun, üretimi yönetmek
güç, üretimden çıkmak ise masraflıdır. Faiz, tahvil, borsa ve gayrimenkul daha
kolay bir tasarruf alanı sunuyorsa sermayenin üretimden uzaklaşması ahlaki bir
bozulma değil, sistemin kurduğu şartlara verilmiş iktisadi cevaptır.
Üretimin diğer tarafında üretici
irade bulunur. Üretici irade; usta, çırak, mühendis ve üretim yöneticisi gibi
üretici kesimleri aynı maksat altında toplayan çatıdır. Paranın mala
dönüşmesini sağlayan, üretimin sanatını ve yönetimini taşıyan, bu yoldaki riskleri
üstlenen yapıdır. Para makineyi ve ham maddeyi satın alır; üretici irade onları
ticari mala dönüştürür.
Fakat üretici irade sermayeden
ve siparişten bağımsız yaşayamaz. Usta çalışmadan sanatını geliştiremez, çırak
boş atölyede yetişmez, mühendis üretim sorunlarıyla karşılaşmadan tecrübe
kazanamaz. Üretim iki kıymeti birlikte meydana getirir: Ticari malı ve o malı
yeniden üretecek insan kaynağını. Üretim kesildiğinde ikisi de kaybedilir.
Transit ticaret döviz, komisyon
ve lojistik geliri sağlayabilir. Fakat yerli üretimin yerine geçtiğinde
sermayemiz yabancı üreticiyi finanse eder. Oranın makineleri çalışır, oranın
ustaları yetişir; burada ise üretici irade siparişsiz kalarak dağılır. Sermaye
mala kavuşur, fakat malın devamlılığı üzerindeki iradesini kaybeder.
Bu kopuş tek bir sebepten
doğmaz. Üretim barajlarının yükselmesi, mali tasarrufun kolaylaşması ve sermaye
ile üretici iradenin birlikte karar vereceği bir zeminin bulunmaması aynı
neticeyi doğurur. Hukukumuz sermayenin alacak, faiz, teminat, devir ve tahsil
yollarını açıklıkla düzenler. Buna karşılık sermayenin üretime nasıl
gireceğini, üretici iradeyle nasıl yönetileceğini ve gerektiğinde nasıl
çıkacağını aynı açıklıkla kurmaz. Bu yüzden sermaye üretime ortak bir tasarruf
iradesi olarak değil, çoğu zaman alacaklı olarak girer.
Üretimin önündeki barajlar,
finansal araçlara giriş ve çıkış kolaylığına yaklaşmadıkça sermayenin
istikameti değişmez. Devlet sermaye adına kazanan alanları seçmek yerine
üretime giriş, yönetim, devir ve çıkış yollarını açık, güvenilir ve
öngörülebilir hâle getirmelidir. Üretim sermayeyi kendisine mahkûm ederek
değil, ona gerçek bir tasarruf alanı açarak çağırabilir.
Kitabına uydurulmuş bir ortaklık
hukuku bunun için yetmez. Aranan hukuk, sermaye ile üretici iradeyi bir kâr
cetvelinde yan yana getirmekle kalmamalı; sermayenin girişini, kullanımını,
yönetimini ve çıkışını üretim maksadına bağlamalıdır. Sermaye mülkiyetini,
üretici irade sanatını, zamanını ve yönetimini ortaya koyar; ikisi de gerçek
kârdan pay alır. Üretici irade aynı zamanda sermayenin nerede, nasıl ve hangi
maksatla kullanılacağını belirleyerek ona tasarruf sınırı kazandırır.
Bozuk sistem sermayeyi daha
girişte faiz, teminat, teşvik ve imtiyazlarla güvenceye alır. Buna karşılık
üretici iradenin sermayeyle kurduğu ortaklık, peşin ve garanti edilmiş bir
kazanç değil; gerçek üretimden doğan kârı, malı, mesleği ve toplumsal kalkınmayı
müjdeler. Sermayesinin rakamlarındaki sıfırları çoğaltmaktan başka maksat
taşımayanları bu ortaklık elbette cezbetmez. Fakat hayatını ve sermayesini
toplumun yükselişine adamış nice sermaye ve emek sahibi de yok sayılamaz.
Bir gün kasalarda para,
ekranlarda değer, dolaplarda senet bulunur; fakat tezgâhın başında kimse
kalmaz.
Üretimden kaçarak serbest
kaldığını sanan malsız sermayenin akıbeti ya üreticinin peşinden gitmek ya da
üretimsizliğin içinde erimektir.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP