avatar

Şükrü PORTAKAL YAZAR

NATO ZİRVESİ VE TÜRK DEVLET AKLI

Şükrü PORTAKAL

2026-07-03

Mavi Vatan'dan Karadeniz'e Uzanan Stratejik Mücadele
"Hakimiyet, yalnız karada değil; denizlerde de milletin istiklâlinin ayrılmaz parçasıdır."
Dünya yeniden şekilleniyor. Bir yanda Rusya-Ukrayna savaşı üçüncü yılına yaklaşırken oluşan yeni güvenlik dengeleri, diğer yanda Çin'in yükselişi, enerji koridorları, siber güvenlik, yapay zekâ destekli savunma sistemleri ve Doğu Akdeniz'deki rekabet…

Böylesine kritik bir dönemde yapılacak NATO zirvesi, yalnızca müttefiklerin bir araya geldiği diplomatik bir toplantı değildir. Bu zirve, 21. yüzyılın güç haritasının yeniden çizildiği masalardan biridir.

Ve o masanın en önemli ülkelerinden biri hiç şüphesiz Türkiye'dir.

Türk milleti binlerce yıllık tarihinde hiçbir zaman yalnızca kara devleti olmamıştır. Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan yürüyüşümüz, denizlerle buluştuğunda cihan devleti doğmuştur. Barbaros Hayrettin Paşa'nın "Denizlere hâkim olan cihana hâkim olur." sözü, bugün de stratejik değerini korumaktadır. Mesele yalnızca savaş gemileri değil; enerji yolları, ticaret, doğalgaz, deniz yetki alanları ve bağımsızlıktır.

İşte bu nedenle Mavi Vatan, sadece bir askerî kavram değil; Türkiye'nin denizlerdeki egemenlik haklarını, ekonomik çıkarlarını ve güvenliğini kapsayan stratejik bir yaklaşımdır.

Karadeniz'de keşfedilen doğalgaz, Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti ve Ege'deki deniz yetki alanları, önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin dış politikasının temel başlıkları olmaya devam edecektir.

Rusya-Ukrayna savaşı ise bütün bu denklemi daha da karmaşık hâle getirmiştir.

Türkiye, bir yandan NATO üyesi olarak ittifakın güvenliğine katkı sunarken, diğer yandan Karadeniz'de istikrarın korunmasına yönelik dengeli bir politika izlemeye çalışmaktadır. Bu süreçte yalnızca hukuk metni değil; bölgesel istikrarın temel dayanaklarından biri olarak önemini korumaktadır.

ABD açısından Türkiye; Karadeniz'in kilidi, Orta Doğu'nun denge unsuru ve NATO'nun güney kanadının en güçlü ordularından biridir.

Avrupa Birliği açısından ise Türkiye; enerji arz güvenliği, düzensiz göçü yönetimi, terörle mücadele ve ticaret yollarının güvenliği bakımından vazgeçilmez bir ortaktır.

Ancak büyük devletler arasında güçlü kalabilmenin yolu, yalnızca askerî güçten geçmez.

Ekonomisi güçlü olmayan, üretmeyen, teknolojide geri kalan ve toplumsal dayanışmasını kaybeden hiçbir ülke uzun süre stratejik ağırlığını koruyamaz. Türk töresi bunu yüzyıllar önce öğretmiştir.

Devlet; adaletle yükselir, liyakatle güçlenir, milletin alın teriyle büyür.

Kur'an-ı Kerim'de ise şöyle buyrulur:

"Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın..." (Enfâl, 60) Bu ayet, saldırganlığı değil; caydırıcılığı ve hazırlıklı olmayı öğütler.

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı da budur.

Güçlü ekonomi…

Güçlü savunma sanayii…

Bilim ve teknolojide ilerleme…

Milli birlik ve toplumsal dayanışma…

Ve her şeyden önemlisi; dış politikada kararlarını başkalarının beklentilerine göre değil, kendi milli menfaatlerine göre alabilen bir devlet iradesi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk 'nün "Yurtta sulh, cihanda sulh." ilkesi, pasif kalmayı değil; barışı koruyabilecek kadar güçlü olmayı ifade eder.

Ankara'daki zirve sona erecek…

Liderler ülkelerine dönecek…

Fakat Türkiye'nin önündeki asıl mücadele yeni başlayacaktır.

Çünkü önümüzdeki yıllarda sadece sınırlar değil; denizler, enerji yolları, yapay zekâ teknolojileri, ekonomik rekabet ve küresel güç dengeleri de yeniden şekillenecektir.

Tarih bize şunu göstermektedir:

Masada güçlü olmak isteyen milletler, önce kendi evini sağlam tutmak zorundadır.

İçeride birlik, ekonomide üretim, dış politikada denge…
İşte Türkiye'nin gerçek güvenlik stratejisi budur.

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü PORTAKAL YAZAR