avatar

Şükrü PORTAKAL YAZAR

DAĞLAR DAĞLAR

Şükrü PORTAKAL

2026-08-02

Dağlar Yol Verir; Ya İnsan Kendi İçindeki Dağları Aşabiliyor mu?

"Dağlar dağlar, kurban olam yol ver geçem..."

Türk müziğinde bazı eserler vardır ki notalarından önce yüreği konuşur. Onlar yalnızca dinlenmez; hissedilir, yaşanır ve nesilden nesile bir emanet gibi taşınır. Barış Manço'nun "Dağlar Dağlar"ı da böylesine nadir eserlerden biridir.

İlk bakışta bir hasret türküsüdür.

Biraz daha dikkatle dinlediğinizde kaderin sesini duyarsınız.

Derinlemesine düşündüğünüzde ise şarkının aslında insana kendisini anlattığını fark edersiniz.

Çünkü bu eserde geçen "dağ", yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir. Dağ; insanın önüne çıkan her engelin, her imtihanın ve her sınavın adıdır. Bazen ayrılık olur, bazen gurbet, bazen yoksulluk, bazen adaletsizlik... Fakat en sarp dağ, insanın kendi içinde yükselttiği kibir, hırs, öfke ve nefsidir.

Kur'an-ı Kerim'de dağlar, Allah'ın kudretinin ve hikmetinin delilleri arasında zikredilir. Onlar yeryüzünün dengesini sağlayan, insana yaratılışın büyüklüğünü hatırlatan işaretlerdir. Dağlara bakan insan, kendi aczi yetini de görür. Bu yüzden mümin için dağ, yalnızca bir engel değil; tefekkür vesilesidir.

İnsanın Rabbiyle kurduğu bağ kuvvetlendikçe, karşısındaki engeller küçülmeye başlar. Çünkü iman, zorlukları yok etmez; zorluklarla yürüyebilme kuvveti verir. Nitekim Kur'an'da Allah Teâlâ, "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır." buyurur. Bu müjde, hayat yolunda yorulan herkes için bir ümittir.

Türk töresi de dağa başka bir anlam yükler. Dağ; hürriyetin, vakarının ve direnişin sembolüdür. Ergenekon Destanı'nda Türk milleti önüne çıkan dağı görünce kaderine razı olmamış, demiri eriterek kendisine yeni bir yol açmıştır. Bu anlatı, yalnızca tarihî bir destan değil; karakterin, azmin ve millet olma iradesinin ifadesidir.

Bugün de önümüzde nice dağlar var. Ekonomik sıkıntılar, aile içindeki kırgınlıklar, gençlerin gelecek kaygısı, savaşlar, göçler ve yalnızlaşan insanlık... Fakat tarih bize şunu öğretmiştir: Dağlar milletleri değil, ümitsizlik yıkar.

Barış Manço'nun sesindeki içtenlik de buradan gelir. O, isyan eden değil; umut eden bir yürektir. "Yol ver geçem" derken dağı küçümsemez; ama yol aramaktan da vazgeçmez. İşte bu tavır, Anadolu irfanının özüdür. İnsan önce sabreder, sonra gayret eder, sonunda ise sonucu Allah'a bırakır.

Ahlak da böyledir. Doğru olmak bazen zordur. Kul hakkından sakınmak, öfkesini yutmak, emanete sahip çıkmak, sözünde durmak çoğu zaman dik bir yokuşu tırmanmak gibidir. Ancak kolay olan her zaman doğru değildir. İnsanı yücelten, rahat olanı değil; hak olanı seçebilmesidir.

Bugün teknoloji sayesinde şehirler birbirine yaklaştı; fakat gönüller aynı ölçüde yakınlaşmadı. Bir zamanlar insanlar dağlar yüzünden kavuşamıyordu. Şimdi ise aynı sofrada oturan insanlar, kırgınlıkları ve gururları yüzünden birbirine ulaşamıyor. Demek ki çağımızın gerçek dağları kaya değil; merhametsizlik, bencillik ve vicdansızlıktır.

Yunus Emre'nin, "Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil." sözü de tam burada anlam kazanır. Çünkü insanın aşması gereken ilk dağ, kendi nefsidir. Nefsini aşamayanın yolu uzar; gönlünü temizleyeninse en sarp yokuşlar bile hafifler.

Hoca Ahmet Yesevî'nin irfanı, Dede Korkut'un öğütleri ve Anadolu'nun asırlardır taşıdığı hikmet de aynı kapıya çıkar: Güç, kaba kuvvette değil; ahlakta, sabırda ve doğrulukta gizlidir. Türk töresi, yalnızca cesur olmayı değil; adil, merhametli ve sözünün eri olmayı da emreder. İşte Barış Manço'nun eserleri de bu kültürel damardan beslenir.

Belki de "Dağlar Dağlar"ın bugün hâlâ dillerden düşmemesinin sebebi budur. Çünkü insan değişse de imtihan değişmiyor. Dün hasret vardı, bugün yalnızlık var. Dün gurbet vardı, bugün yabancılaşma var. Dün yollar uzundu, bugün gönüller uzak.

Ama değişmeyen bir hakikat daha var:

İnanç varsa umut vardır.

Umut varsa mücadele vardır.

Mücadele varsa yol vardır.

Ve yol varsa, en yüksek dağ bile bir gün aşılır.

Barış Manço, bu eserle bize yalnızca bir şarkı bırakmadı. Bir hayat dersi bıraktı. Dağların önünde diz çökmemeyi, acıyı olgunluğa dönüştürmeyi ve umudu hiçbir zaman kaybetmemeyi öğretti.

Bugün her birimizin önünde farklı dağlar duruyor olabilir. Kiminin dağı geçim derdi, kimininki hastalık, kimininki evlat özlemi, kimininki adalet arayışıdır. Fakat bütün bu dağların ötesinde bizi bekleyen ortak bir hakikat vardır:

İnsan, dağları aşarak büyümez.

İnsan, dağları aşarken olgunlaşır.

Ve belki de Barış Manço'nun yıllar önce yüreğimize bıraktığı en büyük miras budur:

Gerçek dağ, karşımızdaki engel değil; hakikatten uzaklaştıran korkularımız, hırslarımız ve nefsimizdir. Gerçek yol ise, Kur'an'ın aydınlığında, törenin vakarıyla, ahlakın sağlamlığında ve insanlığın merhametinde yürüyebilmektir. O yolu bulan için, Allah'ın izniyle, hiçbir dağ sonsuza kadar aşılmaz değildir.


ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü PORTAKAL YAZAR