BENİ ELLER GİBİ GÖRME

Bazı türküler vardır… Dinlemezsiniz; sizi dinler. Bir cümlesiyle yıllar öncesine götürür, bir ezgisiyle unuttuğunuz bir yarayı yeniden hatırlatır. Neşet Ertaş’ın türküleri de böyledir. Sazın teline dokunduğunda yalnızca bir aşkı anlatmaz; insanın içindeki yalnızlığa, kırgınlığa, vefaya ve anlaşılma

Şükrü PORTAKAL Siyasetçi/Yazar

Bazı türküler vardır…

Dinlemezsiniz; sizi dinler.

Bir cümlesiyle yıllar öncesine götürür, bir ezgisiyle unuttuğunuz bir yarayı yeniden hatırlatır. Neşet Ertaş’ın türküleri de böyledir. Sazın teline dokunduğunda yalnızca bir aşkı anlatmaz; insanın içindeki yalnızlığa, kırgınlığa, vefaya ve anlaşılma arzusuna dokunur.

“Beni eller gibi görme…”

Aslında ne kadar ağır bir cümledir.

Çünkü insanın en büyük korkularından biri, sevdiği insanın gözünde sıradanlaşmaktır.

Dün “canım” dediğinin bugün seni yabancı gibi görmesi…

Dün derdini anlayanın bugün derdine sırtını dönmesi…

Dün aynı sofrada ekmeğini bölüştüğün insanın bugün seni kalabalığın içinde tanımaması…

İşte Neşet Ertaş’ın sazı tam da burada konuşur.

İnsan yabancılaşınca gönül susar

Hayat değişiyor.

İnsanlar değişiyor.

İlişkiler değişiyor.

Ama insanın gönlündeki bazı beklentiler hiç değişmiyor.

Bir insan sevilmekten önce anlaşılmak istiyor.

Hatırlanmak istiyor.

Değer görmek istiyor.

“Ben senin için herkes gibi değilim” diyebilmek istiyor.

Çünkü gönül, kalabalıkta bile kendisini yalnız hissedebilir.

Neşet Ertaş’ın büyüklüğü de burada…

O, Anadolu insanının söylemekte zorlandığı cümleleri sazıyla söyledi.

Kırgınlığı bağırmadan anlattı.

Sevgiyi gösterişe dönüştürmedi.

Hasreti süslemedi.

Acıyı olduğu gibi bıraktı.

Belki de bu yüzden aradan yıllar geçmesine rağmen türkülerinin karşısında hâlâ herkes kendisinden bir parça buluyor.

Bizi “eller” yapan ne?

Bugün yalnızca sevdiklerimiz birbirine yabancılaşmıyor.

Toplum olarak da birbirimize yabancılaşıyoruz.

Aynı sokakta oturup birbirimizi tanımıyoruz.

Aynı sofrada oturup birbirimizi dinlemiyoruz.

Aynı ülkenin insanları olduğumuz halde birbirimizin acısını anlamakta zorlanıyoruz.

Herkes konuşuyor.

Ama çok az insan dinliyor.

Herkes kendisini anlatıyor.

Ama çok az insan karşısındakini anlamaya çalışıyor.

Belki de asıl meselemiz budur:

Birbirimizi “eller” gibi görmeye başlamamız.

Oysa bu toprakların en büyük miraslarından biri gönül insanlığıdır.

Komşunun derdini kendi derdi bilmek…

Yolda kalanın elinden tutmak…

Bir tas çorbayı paylaşmak…

Büyüğe saygı, küçüğe sevgi göstermek…

Ve en önemlisi, insanı insan olduğu için değerli görmek…

Neşet Ertaş’ın türkülerinde işte bu Anadolu ruhu vardır.

Vefa unutulunca türkü kalır

İnsan bazen kaybettiğinin ardından anlar.

Bir insanın kıymetini…

Bir dostluğun değerini…

Bir sözün anlamını…

Birlikte geçirilen yılların ne kadar büyük bir servet olduğunu…

Ama hayatın acı tarafı şudur:

Bazı insanlar gittikten sonra değerleri anlaşılır.

Bazı sözler sustuktan sonra duyulur.

Bazı türküler ise insanın söyleyemediğini söyler.

Neşet Ertaş’ın sazı da çoğu zaman böyle konuşur.

Sanki karşımızda bir insan değil de kendi gönlümüz oturmuş gibidir.

Ve bize sorar:

“Beni gerçekten tanıyor musun?”

Belki de bugün hepimizin birbirine sorması gereken soru budur.

Gönül, yabancılığı sevmez

Neşet Ertaş bize yalnızca aşkı anlatmadı.

İnsanı anlattı.

Gönlü anlattı.

Vefayı anlattı.

Kırılmanın ne kadar sessiz olduğunu anlattı.

Ve bize şunu hatırlattı:

İnsan, sevdiğinin gözünde “eller” olmak istemez.

Bir insanın kalbinde özel bir yeriniz varsa, o yeri kaybetmek kolay değildir.

Ama asıl zor olan, o yerin hâlâ size ait olup olmadığını bilememektir.

İşte türküler biraz da bu yüzden vardır.

Söyleyemediğimizi söyler.

Gözümüzden düşeni anlatır.

İçimizde kalanları dışarı çıkarır.

Neşet Ertaş’ın “Beni Eller Gibi Görme” diye yükselen sesi, belki de bugün bize yalnızca bir aşkı değil, birbirimize yabancılaşmama çağrısını yapıyor.

Çünkü insanın insana ihtiyacı var.

Gönlün gönüle…

Dostun dosta…

Komşunun komşuya…

Ve bu ülkenin insanının birbirine…

Neşet Usta’nın sazından geriye kalan en büyük miras belki de budur:

Gönlü kırmadan yaşamak.
İnsanı yabancılaştırmadan sevmek.
Ve vefayı hiçbir zaman unutmamak.

Çünkü bazı insanlar “eller” değildir.

Onlar gönlümüzde bir ömür taşıdığımız insanlardır.

Ve gönül, kendisine ait olanı kolay kolay unutmaz.

Yazarın diğer yazıları