DÜĞÜNÜMÜZ VAR, İSRAFIMIZ DA…

Konya’da düğün denince akla sadece gelin ve damat gelmez. Bir evin kapısının açılması, akrabaların bir araya gelmesi, komşunun komşuya omuz vermesi, davulun sesiyle düğün tatlı telaşı ve sokağın, evlerin hareketlenmesi gelir. Eskiden düğünlerimiz daha mütevaziydi ama gönüller daha zengindi. Bir taba

Tunahan UYSAL

Konya’da düğün denince akla sadece gelin ve damat gelmez. Bir evin kapısının açılması, akrabaların bir araya gelmesi, komşunun komşuya omuz vermesi, davulun sesiyle düğün tatlı telaşı ve sokağın, evlerin hareketlenmesi gelir.

Eskiden düğünlerimiz daha mütevaziydi ama gönüller daha zengindi.

Bir tabak yemek, bir tas çorba, bir tatlı ikramı bile kıymetliydi. Komşu “Ne eksiğiniz var?” diye sorar, akraba elinden geleni yapardı. Düğün, insanların birbirine yük olduğu değil; birbirinin yükünü aldığı bir gündü.

Şimdi ise düğünler büyüdükçe büyüyor. Maalesef Kapitalizmin esiri olduk artık.

Salonlar, Farklı farklı organizasyonlar, konvoylar, süslemeler, fotoğraf çekimleri, ikramlar, takılar, kıyafetler derken bazen bir yuva kurmanın mutluluğu, o yuvayı kurmanın maliyetinin gölgesinde kalıyor.

Bir gecelik gösteriş için aylarca, hatta yıllarca ödenecek borçların altına giriliyor.

Oysa düğünün güzelliği masanın üzerindeki yemeklerin çokluğunda, aracın konvoydaki sayısında veya salonun ihtişamında değil; iki insanın hayatlarını birleştirmesinde ve sevdiklerinin o mutluluğa ortak olmasında değil mi.

Tabi ki sonuç nereye gidiyor KOCAMAN BİR İSRAF…
Yenmeyen yemekler, kullanılmayan süslemeler, sırf “ayıp olmasın” diye yapılan gereksiz harcamalar…

Bazen sofralar dolup taşıyor ama o sofranın sonunda çöpe gidenleri görünce insanın içi burkuluyor.

Sofra berekettir derdi atalarımız. Bizim kültürümüzde ekmeğin kırıntısı bile bizim atılmazdı. Büyüklerimiz “nimettir” derdi.

Bugün ise bazen nimet, gösterişin arasında kayboluyor.

Elbette düğünler güzel olsun. İnsanlar gönlünce eğlensin. Geleneklerimiz yaşasın. Davullarımız çalsın, düğün yemeklerimiz kaynasın, akrabalarımız bir araya gelsin.

Ama gösteriş uğruna borçlanmadan, mutluluk uğruna israf etmeden yapamaz mıyız?

Düğün bir gün sürer, kurulan yuva bir ömür.

Asıl marifet bir geceyi görkemli geçirmek değil; o geceden sonra kurulan yuvayı huzurla, sevgiyle ve borç yükü altında ezilmeden yaşatabilmektir.

Belki de artık düğünlerimizi değil, düğün anlayışımızı biraz sadeleştirmemiz gerekmiyor mu.

Atalarımız ne güzel söylemişler: “Az olsun, öz olsun; gönülden olsun.”

Belki de Düğünlerimizin ihtiyacı olan tam olarak budur.

Daha az israf, daha çok muhabbet…

Daha az gösteriş, daha çok samimiyet…

Ve en önemlisi, bir gecelik ihtişam yerine ömürlük mutluluk…

Yazarın diğer yazıları