KALINAĞIL…
TOROSLARIN ETEĞİNDE KALAN BİR ÖMÜR, YÜREĞİMİZDE YAŞAYAN BİR KÖY! Bazı yerler vardır; haritada küçücük görünür ama insanın yüreğinde kocaman bir dünya kaplar. Bazı köyler vardır; yolları taşlı, toprağı kıraç, kışı sert, hayatı zordur ama insanının gönlü öyle geniştir ki bütün dünyayı içine sığdırır.
TOROSLARIN ETEĞİNDE KALAN BİR ÖMÜR, YÜREĞİMİZDE YAŞAYAN BİR KÖY!
Bazı yerler vardır; haritada küçücük görünür ama insanın yüreğinde kocaman bir dünya kaplar. Bazı köyler vardır; yolları taşlı, toprağı kıraç, kışı sert, hayatı zordur ama insanının gönlü öyle geniştir ki bütün dünyayı içine sığdırır. İşte benim köyüm, Hadim Kalınağıl.
Torosların o sarp, kıraç ve zorlu dağlarının arasında saklanmış, yeşilin her tonunu bağrında taşıyan, İnsanıyla, doğasıyla, havasıyla, suyuyla burnumuzda tüten güzel köyüm Kalınağıl…
Burada hayat hiçbir zaman kolay olmadı. Toprağı işlemek emek ister, bir ağacı büyütmek sabır, bir lokma ekmeği kazanmak alın teri isterdi. Dağların yamaçlarında yürümek, kışın soğuğuna direnmek, yazın sıcağında bağ bahçe işleriyle uğraşmak bu köyün insanının kaderiydi. Ama Kalınağıl insanı zorluğa hiçbir zaman boyun eğmedi. Çünkü bu toprakların insanı mücadeleyi de paylaşmayı da misafir ağırlamayı da çok iyi bilirdi.
Kıraç dağların arasında yetişen üzüm bağları, Elma, kiraz, ceviz bahçeleri… Her biri ayrı bir emek, ayrı bir hikâye, ayrı bir hatıra. Bir üzüm salkımının arkasında aylarca verilen emek, bir meyve ağacının gölgesinde geçirilen nice zorluklar ve hatıralar vardır. Soğuk pınarlarından içilen buz gibi sular, Erenler Diyarının manevi havası, dağların sessizliği ve kuşların sesi…
Burada suyun tadı başka, ekmeğin kokusu başka, insanların selamı başkadır. Kapılar kilitlenmezdi belki de en önemlisi, gönüller hiç kapanmazdı. Bir misafir geldiğinde sofraya ne varsa konur, azık paylaşılır, yabancıya yabancı gibi davranılmazdı. Çünkü Kalınağıl'da zenginlik, sahip olunan malda mülkte değil; insanın gönlündeki cömertlikteydi.
Hayatın ağır şartları, geçim derdi, eğitim ve iş imkânları derken nice aileler doğup büyüdüğü topraklardan ayrılmak zorunda kaldı. Kimi Konya'ya, kimi başka şehirlere göç ettiler. Çocuklar büyüdü, yeni hayatlar kuruldu, şehirlerin kalabalığına karışıldı.
Ama insan doğduğu yeri gerçekten terk edebilir mi?
Bedenimiz Konya'da, işimiz gücümüz şehirlerde olabilir. Çocuklarımız apartmanlarda büyüyebilir, torunlarımız köy hayatını belki yalnızca büyüklerinden dinleyebilir. Fakat bir yanımız hep Kalınağıl'da kaldı.
Senede birkaç defada olsa köyün yolunu tutmanın heyecanı, çocukluğumuzun geçtiği taşlı, tozlu sokaklar, bağların arasında dolaşmak, pınarların başında soluklanmak, atalarımızın kabrini ziyaret edip eski hatıraları yaşamak… Bunlar parayla satın alınabilecek şeyler değil.
Şimdi o eski günleri hatırladıkça insanın içini bir özlem kaplıyor. Belki de en çok, artık aramızda olmayan büyüklerimizi dedelerimizi ninelerimizi arıyoruz. Onların nasihatlerini, sofralarını, cami önündeki sohbetlerini, o samimi gülüşlerini…
Bir zamanlar köyün her köşesinde yankılanan çocuk seslerini, imeceyle yapılan işleri, harman zamanlarını, bağ bozumu telaşını özlüyoruz. Çünkü köy dediğimiz yer yalnızca evlerden, bahçelerden ve yollardan ibaret değildi. Köy; hatıraydı, akrabalıktı, komşuluktu, paylaşmaktı. Birlikte yaşamanın, birbirine sahip çıkmanın adıydı.
En büyük arzumuz, bizden sonra gelen çocuklarımızın ve torunlarımızın Kalınağıl’ımızı yalnızca fotoğraflardan tanımaması. Bir gün onların da bu topraklarda koşmasını, o soğuk pınarlardan su içmesini, üzüm bağlarında dolaşmasını, ağaçlardan meyve toplamasını istiyoruz.
Onlara anlatarak yaşatalım. Sizin kökleriniz burada. Büyüklerimiz Atalarımız bu dağlarda emek verdi, bu topraklarda yaşadı, bu pınarlardan su içti. Belki şartlar zordu ama gönüller zengindi. Belki imkânlar azdı ama mutluluk çoktu.
Eski evlerimizin ışığı sönmesin, bağlarımız bakımsız kalmasın, pınarlarımızın gürleyen sesi kesilmesin. Çünkü bir köyü yaşatan yalnızca orada yaşayan insanlar değil, oraya gönül bağıyla bağlı olanlardır.
Kalınağıl benim için yalnızca bir köy değil; çocukluğum, geçmişim, atalarım, köklerim ve özlediğim insanlardır.
Belki yolların uzak, şartların zor, hayatın çetindi. Ama senin kadar sıcak bir yuvayı hiçbir yerde bulamadık.
Bizler şehirlere göç ettik ama aklımızın bir yanı hep sende kaldı. Bir gün çocuklarımız da çocuklarına seni anlatacak. Onlar da bir gün o yollardan geçerken aynı duyguyu hissedecek.
Çünkü insanın memleketi bazen doğduğu yer değil, özlemekten hiç vazgeçemediği yerdir.
Benim memleketim Kalınağıl…
İyi ki varsın güzel köyüm. İyi ki köklerimiz senin topraklarında.