ESKİNİN YOKLUĞU, BUGÜNÜN BOLLUĞUNDAN GÜZELDİ…

1980- 90’lar da hayat daha yavaştı. Ama galiba insanlar birbirine daha yakındı. O yıllarda çocuk olmak; akşama kadar sokakta koşturmak, dizini kanatmak, Mahalle bizim dünyamız, sokak bizim oyun alanımızdı. 1980’li 90’lı yıllar, bugünün çocuklarına anlatsak belki inanmakta zorlanacakları bir dönem. B

Tunahan UYSAL

1980- 90’lar da hayat daha yavaştı. Ama galiba insanlar birbirine daha yakındı.

O yıllarda çocuk olmak; akşama kadar sokakta koşturmak, dizini kanatmak, Mahalle bizim dünyamız, sokak bizim oyun alanımızdı.

1980’li 90’lı yıllar, bugünün çocuklarına anlatsak belki inanmakta zorlanacakları bir dönem.

Bir mahallede herkes birbirini tanırdı. Kimin çocuğu nerede oynuyor, kimin evinde misafir var, kimin hastası var bilirdik.

Mahalle sadece evlerin yan yana durduğu yer değildi. Mahalle, kocaman bir aileydi.

AKŞAM EZANIYLA BİTEN ÇOCUKLUK

Bizim çocukluğumuzun saati yoktu. Saat yerine güneşe bakardık. Akşam ezanı okununca oyun biterdi.

Toprak sahalarda futbol oynardık. İki taş kale olurdu. Formamız olmazdı ama takım ruhumuz vardı.

Bazen hiçbir şeyimiz olmazdı. Ama yine de mutluyduk. Çünkü bizim en büyük oyuncağımız hayal gücümüzdü.

Bugün çocukların odasında yüzlerce oyuncak var. Ama bazen oynayacak arkadaşları yok.

EVİN BÜYÜĞÜ, AİLENİN ÇINARIYDI

80-90'lar da ailede büyüklerin çok ayrı bir yeri vardı.

Dede, Babaanne, Anneanne, Baba, Anne, Abi, Abla ve en önemlisi de saygı saygı saygı

Sofrada önce büyükler.  Bayramlarda el öpmek. Misafirin yanında saygılı konuşmak. Komşuya tabak göndermek. Hastaya geçmiş olsun demek, Toplu taşımalarda Büyüklere yer vermek.

Bunların hepsi hayatın doğal parçasıydı.

Belki imkânlarımız bugünkü kadar değildi. Ama edebimiz, sabrımız ve birbirimize ayırdığımız zaman daha fazlaydı.

BUGÜN ÇOCUKLAR KÖTÜ MÜ?

Hayır. Bugünün çocukları kötü değil. Onları yetiştiği dünya değişti. Belki biz Anne, Babalar yetersiz kaldık.

Biz sokakta büyüdük, onlar ekranların içinde büyüyor.

Biz arkadaşımızın kapısını çalardık. Onlar mesaj gönderiyor.

Biz saatlerce yüz yüze konuşurduk, sohbet eder vakit geçirirdik. Onlar teknolojiyle mesajlaşıyor ama gerçek arkadaşlıklardan maalesef eser kalmadı.

Biz bir fotoğraf çekebilmek için özel gün beklerdik. Onların hayatı fotoğraflarla dolu.

Fakat garip olan şu: Fotoğraf çoğaldı, hatıra azaldı.

 GENÇLİK…

Bizim gençliğimizde sevda bile başkaydı.

Bir şarkıyı radyodan beklemek, Kaseti başa sarıp aynı şarkıyı yeniden dinlemek, Sevdiğine mektup yazmak, Telefonun başında birinin aramasını beklemek…

Bugün bunların hepsi belki komik geliyor.

Ama o bekleyişlerin içinde heyecan vardı, sabır vardı, özlem vardı. Şimdi her şey çok hızlı. Hız arttı ama sabır azaldı.

ESKİ Mİ DOĞRUYDU?  YENİ Mİ?

Elbette geçmişte her şey güzel değildi.

O yıllarda imkânlarımız sınırlıydı. Çocuklar ve gençlerin kendilerini ifade etmeleri bugünkü kadar kolay değildi.

Bugün teknoloji sayesinde bilgiye ulaşmak çok kolay. Çocukların eğitim, iletişim ve fırsatları çok daha geniş.

Bunlar küçümsenecek şeyler değil. Ama biz bugün teknolojiyi kullanırken teknolojinin bizi kullanmasına izin vermemeliyiz. Çocuğumuzun eline dünyanın en pahalı telefonunu vermek kolay.

Zor olan, onunla aynı masaya oturup gerçekten konuşabilmek. Ona para vermek kolay. Zor olan, hayatın değerini öğretmek.

BİZ ASLINDA NEYİ ÖZLÜYORUZ?

Eski mahalleleri mi? Eski evleri mi? Eski arabaları mı? Eski şarkıları mı?

Belki hepsini…  Ama asıl özlediğimiz başka bir şey.

Birbirimize daha yakın olduğumuz günleri özlüyoruz.

Bir tabak yemeğin komşuyla paylaşıldığı, Bayram sabahlarının başka bir heyecanla beklendiği, Çocukların sokakta özgürce oynadığı, Büyüklerin sözünün dinlendiği. Ailece televizyonun karşısına oturulduğu…

Ve en önemlisi, aynı evin içinde herkesin gerçekten birbirine ait olduğu günleri…

Bugün çocuklarımızın geleceği için daha fazla çalışıyoruz. Daha iyi evler, daha iyi arabalar, daha iyi okullar istiyoruz.

Ama belki bir şeyi unutuyoruz:

Çocukların en büyük ihtiyacı, mükemmel bir hayat değil; sevildiğini hissettiği bir ailedir.

80'lerden bugüne çok şey değişti. Sokaklar değişti. Evler değişti. Çocuklar değişti. Gençler değişti.

Ama aile değişmemeli. Çünkü insan büyür, şehir büyür, teknoloji büyür. Fakat insanın çocukluğunda duyduğu bir annenin sesi, bir babanın nasihati, güvendiğin beraber büyüdüğün çocukluk arkadaşlıkları ömür boyu küçülmez.

Belki de yıllar sonra bugünün çocukları da bizim gibi geriye dönüp şöyle diyecek:

“Her şey vardı ama keşke birbirimize biraz daha fazla zaman ayırsaydık…”

İşte asıl mesele burada.

Geçmişe dönmek değil, Geçmişin güzel taraflarını geleceğe taşıyabilmek.

Çünkü bazı değerlerin modası geçmez.

Saygının, sevginin, vefanın, komşuluğun ve aile olmanın modası hiç geçmez.

Yazarın diğer yazıları