BESLE KARGAYI, OYSUN GÖZÜNÜ!
Annemin bir sözü vardı; bugün dünyada yaşananları gördükçe kulaklarımda yeniden çınlıyor: “Gül ile gezen gül kokar, bok ile gezen bok…” Bir de yıllardır dilimizden düşmeyen bir atasözümüz var: “Besle kargayı, oysun gözünü.” Aslında bu iki söz, yalnızca insanlar arasındaki ilişkileri anlatmıyor. Devl
Annemin bir sözü vardı; bugün dünyada yaşananları gördükçe kulaklarımda yeniden çınlıyor: “Gül ile gezen gül kokar, bok ile gezen bok…”
Bir de yıllardır dilimizden düşmeyen bir atasözümüz var: “Besle kargayı, oysun gözünü.”
Aslında bu iki söz, yalnızca insanlar arasındaki ilişkileri anlatmıyor. Devletlerin dış politikasına, siyasi hesaplarına ve yıllar içinde büyüttükleri yapılara da ışık tutuyor.
Fransa, İspanya, İtalya derken şimdi Almanya da sokak hareketleriyle gündemde. Avrupa'nın farklı ülkelerinde insanlar hayat pahalılığını, barınma sorununu, eğitimdeki yetersizlikleri, düşük ücretleri ve gelecek kaygısını dile getiriyor. Gençler başta olmak üzere toplumun farklı kesimleri meydanlara çıkıyor. Elbette bu ülkelerdeki her gösteriyi aynı sebeple açıklamak, hele ki hepsini dış güçlerin yönlendirdiğini iddia etmek doğru olmaz. Her ülkenin kendi toplumsal ve ekonomik gerçekleri var. Ancak bütün bu gelişmeler bize daha büyük bir soruyu sorduruyor: Kendi politikalarının sonuçlarını görmezden gelen devletler, bir gün o sonuçlarla yüzleşmek zorunda kalmaz mı?
Dünya siyasetinde bazı devletler, kendi çıkarlarını korumak ve rakiplerini zayıflatmak amacıyla terör örgütlerine, radikal gruplara, siyasi hareketlere ve çeşitli yapılanmalara destek verdi. Kimi zaman silah sağladı, kimi zaman para aktardı, kimi zaman siyasi ve diplomatik imkânlarını kullandı. Kimi zaman da vakıflar, dernekler ve sivil toplum kuruluşları üzerinden nüfuz alanları oluşturmaya çalıştı. Hesap basitti: Bugün işime yarayan yapı, yarın da benim istediğim yönde hareket eder!
Oysa çıkar üzerine kurulan ilişkilerde sadakat değil, menfaat belirleyicidir. Bir yapıyı büyütebilirsiniz ama sonsuza kadar kontrol edemezsiniz. Bugün sizin adınıza hareket eden, yarın kendi hesabını yapmaya başlar. Dün desteklediğiniz, koruduğunuz, önünü açtığınız yapı; bir gün sizin karşınıza dikilebilir. Çünkü kendi iradesi, kendi hedefleri ve kendi çıkarları olan yapıları birer kumanda aracı sanmak, büyük bir siyasi yanılgıdır.
Türkiye bu gerçeği yıllardır terörle mücadele ederken gördü. Ülkemizin çevresinde oluşturulan örgütlenmeler, farklı ülkelerin bölgesel hesapları ve Türkiye'yi hedef alan faaliyetler, dış politikanın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösterdi. Bu nedenle yalnızca silahlı örgütleri değil, ülkemizde faaliyet gösteren her türlü yapılanmanın finansmanını, dış bağlantılarını ve gerçek faaliyet alanlarını da dikkatle takip etmek zorundayız.
Burada özellikle vakıflar ve dernekler meselesinin altını çizmek gerekiyor. Vakıf kurmak, dernek faaliyetinde bulunmak, toplumsal dayanışma sağlamak elbette meşru ve değerlidir. Ancak hiçbir kuruluş, vakıf veya dernek kimliği taşıdığı için denetimden muaf tutulamaz. Kimden kaynak alıyor, bu kaynak nerede kullanılıyor, hangi faaliyetleri yürütüyor, hangi çevrelerle ilişki kuruyor? Bu soruların cevabı açık olmalıdır. İyi niyetli sivil toplum faaliyetleriyle, dışarıdan yönlendirilen ve siyasi nüfuz oluşturmayı hedefleyen yapılanmaları birbirinden ayırmanın yolu şeffaflık, hesap verebilirlik ve hukuk denetimidir.
Devlet aklı, yalnızca bugünün kazancını hesaplamaz; yarının riskini de görür. Bir terör örgütünü başka bir ülkeye karşı kullanışlı bir araç olarak görmek, bir gün o örgütün kendi sınırlarına dayanabileceğini hesaba katmamaktır. Bir siyasi yapıyı kendi çıkarı için büyütmek, yarın o yapının kendi çıkarlarınıza karşı konumlanmayacağının garantisi değildir. Başkasının ülkesinde istikrarsızlık üretmeye çalışanlar, kendi ülkelerinde de istikrarın ne kadar kıymetli olduğunu bir gün acı biçimde anlayabilir.
Bugün Avrupa'da yaşananları yalnızca sokaklardaki kalabalıklar üzerinden okumak eksik olur. Asıl mesele, devletlerin toplumlarıyla kurduğu bağ, adalet duygusu, ekonomik düzeni ve gelecek nesillere sunduğu imkânlardır. Toplumun taleplerini duymayan, sorunları biriktiren, adalet ve güven duygusunu zedeleyen yönetimler, sonunda kendi vatandaşlarının tepkisiyle karşılaşır. Dışarıda kurulan hesaplar da içerideki sorunların üzerini örtemez.
Dün başkasının bahçesinde büyüttüğünüz diken, gün gelir sizin kapınızın önünde biter. Başkasının evinde çıkardığınız yangının dumanı, bir gün sizin pencerenizden içeri girer. Başkalarının geleceğiyle oynayanlar, kendi geleceklerinin de tehlikeye girebileceğini unutmamalıdır.
Annemin sözüne bir kez daha dönelim: “Gül ile gezen gül kokar, bok ile gezen bok…”
Demek ki insan da devlet de kiminle yol yürüdüğüne, kimi büyüttüğüne, kime imkân sağladığına dikkat edecek. Çünkü her destek bir sorumluluk, her siyasi tercih bir sonuç doğurur.
Besle kargayı, oysun gözünü!
Devlet yönetmek, başkasının gözünü oysun diye karga beslemek değildir. Devlet yönetmek; milletinin huzurunu, ülkesinin güvenliğini ve gelecek nesillerin istikbalini her türlü günlük çıkarın üzerinde tutmaktır.