BENDEN ÖTE, BENDEN ZİYADE: TÜRKİYE!
Barış Manço'nun bir şarkısı vardır: “Benden Öte Benden Ziyade…” İlk dinlediğinizde bir sevdanın, bir bağlılığın ifadesi gibi gelir. Oysa bazı sözler vardır ki anlamı, söylendiği yerden çok daha geniştir. Bir insanın gönül dünyasından çıkar, bir milletin tarihine dokunur. Ben bu eseri dinlerken yalnı
Barış Manço'nun bir şarkısı vardır: “Benden Öte Benden Ziyade…”
İlk dinlediğinizde bir sevdanın, bir bağlılığın ifadesi gibi gelir. Oysa bazı sözler vardır ki anlamı, söylendiği yerden çok daha geniştir. Bir insanın gönül dünyasından çıkar, bir milletin tarihine dokunur. Ben bu eseri dinlerken yalnızca bir insanın başka bir insana duyduğu sevgiyi değil, bir milletin kendisinden büyük bir ülküye duyduğu bağlılığı düşünüyorum.
Türkiye…
Acaba biz Türkiye'yi ne kadar tanıyoruz? Onu yalnızca yaşadığımız şehirlerden, sınırlarımızdan, seçimlerden ve günlük tartışmalardan mı ibaret görüyoruz? Yoksa binlerce yıllık bir tarihî birikimin bugünkü temsilcisi olduğumuzun farkında mıyız?
Dünya bugün yeniden şekilleniyor. Güç merkezleri yer değiştiriyor, ittifaklar değişiyor, ekonomik dengeler yeniden kuruluyor. Dün birbirine rakip olanlar bugün aynı masaya oturabiliyor, dün dost görünenler yarın çıkarları gereği farklı saflarda yer alabiliyor. Uluslararası ilişkilerde kalıcı olanın dostluklardan çok menfaatler olduğunu her geçen gün daha iyi görüyoruz.
Böyle bir dünyada Türkiye'nin önündeki asıl soru şudur: Başkalarının kurduğu yeni düzenin içinde kendisine yer mi arayacak, yoksa kendi tarihî birikimi ve imkânlarıyla masanın kurulmasında söz sahibi mi olacak?
Bu sorunun cevabı yalnızca askerî güçte, ekonomik büyüklükte veya diplomatik ilişkilerde aranamaz. Bunların hepsi gereklidir ama yeterli değildir. Bir ülkenin gerçek ağırlığı, karşılaştığı meseleleri ne kadar geniş bir perspektifle değerlendirebildiğinde ortaya çıkar.
İşte devlet aklı burada başlar. Her gelişmeye anlık tepki vermek yerine, gelişmelerin arkasındaki yönü okuyabilmek… Bir adım sonrasını değil, birkaç kuşak sonrasını hesaplayabilmek… Bazen bir anlaşmanın getirisini değil, yıllar sonra doğurabileceği sonuçları görebilmek…
Türkiye'nin coğrafyası ona yalnızca bir konum değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Avrupa'yı Asya'ya, Karadeniz'i Akdeniz'e, enerji yollarını ticaret güzergâhlarına bağlayan bu coğrafyada bulunmak başlı başına bir imkândır. Ancak coğrafyanın sunduğu imkânı güce dönüştürmek için bilimde, teknolojide, eğitimde, üretimde ve hukukta iddialı olmak gerekir. Tarihî mirasımızla övünmek kadar, o mirasa layık bir gelecek inşa etmek de önemlidir.
Çünkü geçmişin büyük olması, geleceğin kendiliğinden büyük olacağı anlamına gelmez.
Türk milletinin tarih boyunca farklı coğrafyalarda devletler kurması, yalnızca fetihlerle açıklanabilecek bir mesele değildir. Bu tarih, aynı zamanda teşkilatlanma, yönetme, hukuk oluşturma ve farklı topluluklarla birlikte yaşama tecrübesidir. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, bu birikimi nostaljik bir hatıra olarak saklamak değil, çağın şartları içerisinde yeniden anlamlandırmaktır.
Türkiye'nin geleceğini konuşurken bir başka gerçeği de unutmamalıyız: Büyük devlet iddiası, büyük sorumluluk gerektirir. Güçlü üniversiteler, nitelikli eğitim, bağımsız teknoloji, adil bir hukuk düzeni ve üretken bir ekonomi olmadan küresel iddia yalnızca güzel bir temenni olarak kalır. Gençlerine fırsat sunamayan, yetişmiş insanını kaybeden, bilim insanının önünü açamayan bir ülkenin potansiyelini gerçeğe dönüştürmesi mümkün değildir.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru budur: Biz gelecek nesillere nasıl bir Türkiye bırakacağız? Yalnızca geçmişini anlatan bir ülke mi, yoksa geleceği tasarlayan bir Türkiye mi?
Barış Manço'nun şarkısındaki o ifade şimdi başka bir anlam kazanıyor: Benden öte, benden ziyade…
Benim siyasi görüşümden, benim dönemimden, benim beklentimden daha büyük bir Türkiye düşüncesi… Kişilerin kendi doğrularını ülkenin ortak geleceğinin önüne koymadığı, farklı fikirlerin düşmanlık sebebi değil, ortak aklın imkânı sayıldığı bir anlayış…
Çünkü Türkiye'nin hikâyesi hiçbirimizin şahsi hikâyesine sığmayacak kadar büyüktür.
Biz gelip geçeceğiz. Fakat bu topraklarda yaşayan çocuklar, bizden sonra doğacak nesiller ve henüz adını bilmediğimiz yarının insanları Türkiye'nin geleceğini yaşayacak.
İşte bu yüzden Türkiye'yi sevmek, yalnızca onun geçmişiyle gurur duymak değildir. Onun geleceği için bugünden sorumluluk almaktır.
Benden öte, benden ziyade… Çünkü Türkiye, benim hayatımdan büyük; benim ömrümden uzun ve benim beklentilerimden daha kıymetli bir ülküdür.