avatar

Mehmet SERİN YAZAR

DEMOKRASİNİN KURDELESİ

Mehmet SERİN

2026-08-17

Bir iktidar düşünün: Mevcut fabrikaların rekabet gücünü artırmış, yolların bakımını yapmış, yanlış bir yatırımı başlamadan durdurmuş, memleketin kaynaklarını dikkatle korumuş olsun.

Ortada açılışı yapılacak dev bir tesis, kurdelesi kesilecek yeni bir yol, göğe yükselen bir eser yoksa bütün bunları halka nasıl gösterecektir?

Demokratik metodun siyasi makama kurduğu tuzak burada başlar. İktidar yalnız doğru olanı yapmakla değil, yaptığını halka beğendirmekle de yükümlüdür. Görünmeyen fayda oy getirmez; önlenen zarar alkış toplamaz. Bu yüzden demokrasi, mevcut olanı iyi işletmekten çok, iktidarın kendi dönemine ait görünür eserler üretmesini zorunlu kılar.

İhtiyaç yatırımı doğuracağı yerde, iktidarın eser ihtiyacı yatırım doğurmaya başlar.

Mega hammadde yatırımları da büyük fabrika, yüksek kapasite ve millî gurur sözleriyle yükselir. Kurdele kesilir, bacalar tüter, yatırım kalkınmanın kendisi gibi sunulur.

Fakat yatırım dünya fiyatlarıyla rekabet edemediğinde hesap sorgulanmaz. Çünkü millî gurur diye sunulan, kurdelesi törenlerle kesilen mega yatırımdan dönüş, yönetimin intiharıdır. Yatırımın yanlışlığını kabul etmek, onu eser diye yükselten siyasi iradenin kendi isabetini inkâr etmesi demektir.

Bu yüzden yatırım piyasaya göre küçültülmez; piyasa yatırıma göre şekillendirilir. İthal hammaddeye anti-damping vergileri getirilir. Birkaç mega yatırım ayakta tutulurken o hammaddeyi kullanan binlerce yerli sanayicinin maliyeti yükselir.

Üstelik hammaddeye set çekilirken serbest ticaret anlaşması bulunan ülkelerden gelen mamule kapı aralanır. Yerli üretici dünya fiyatının üzerinde hammadde kullanırken yabancı üretici dünya fiyatından aldığı hammaddeyle ürettiği mamulü pazara düşük veya sıfır gümrükle sokar.

Böylece hammadde üreticisini koruyan duvar, yerli mamul üreticisinin önüne örülür. Babayiğit ayakta tutulurken ülkenin toplam üretim kabiliyeti nefessiz bırakılır.

Mega yatırımı halk, önce pahalılaşan üretimle taşır. Fakat üretim pahalandıkça rekabetini, rekabetini kaybettikçe pazarını kaybeder. Pazar daralınca üretim azalır; üretim azaldıkça mega yatırımı taşıyan çarklar yavaşlar.

Elbette tek bir mega yatırım bütün ülkeyi resesyona sürüklemez, bütün enflasyonu da doğurmaz. O, yanlış kararın bedelini karar verenden alıp toplumun tamamına dağıtan sınırsız tasarruf anlayışının yalnızca görünen yüzüdür. Aynı anlayış ekonominin bütün alanlarında tekrarlandığında, ayrı ayrı korunan yanlışların toplamı üretimi daraltır, maliyetleri yükseltir ve resesyonun yolunu açar.

Yanlış yatırım ise çarklar yavaşladı diye küçülmez. Kaldıracını dönen çarkların arasından çıkarıp milletin sofrasına dayar. Birinci dalga pahalılaşmış ve rekabetini kaybetmiş sanayiyi vurur; ikinci dalga soluğu pazarda, maaşta ve mutfakta alır.

Sofraya ulaşan, tek bir yatırımın değil; yanlışta ısrar eden sınırsız tasarruf anlayışının bedelidir.

Enflasyon fırsatçıların eseri değildir; fırsatçıların fırsatıdır. Sofranın ipoteği ise onların değil, yanlış yatırımın ve sınırsız tasarrufun eseridir.

Demokrasinin serbestisi, bedeli baştan yazılmamış bir çek gibidir. Sandık imzayı verir; fakat tasarrufa sınır çizmez.

Siyasi iradenin milletten yetki alması, memleketin kaynakları üzerindeki her tasarrufunu doğru kılmaz. İyi niyet de toplumun malını harcama salahiyetinin ölçüsü olamaz.

Bizim medeniyetimiz siyasi tasarrufun önüne mülkiyet sınırı koyar. Cevherler, akarsular ve meralar iktidarın da babayiğidin de değil, kamunundur; tüyü bitmemiş yetimin de hakkını taşıyan ortak servettir. Bazı istisnai hâller dışında bunlar üzerinde devlet dahi mülkiyet kuramaz, mülkiyetleri babayiğitlere devredilemez.

Bu kaynaklara dayanan yatırım, bir girişimcinin kazanç hesabıyla değil, kamusal alanın fizibilitesiyle kararlaştırılır. Devlet, toplum adına işletme ve organize etme görevini üstlenir. Özel teşebbüs üretime katılabilir, hizmet verebilir, emeğinin ve sermayesinin karşılığını alabilir; fakat ortak servetin sahibi hâline gelemez.

Çünkü devlet, milletin cevherini babayiğitlere vermek için değil; babayiğitlerin kudretini milletin cevherine hizmet ettirmek için vardır.

Böyle olunca yatırımın ölçüsünü kurdelesinin uzunluğu, fabrikanın büyüklüğü veya yatırılan sermaye değil; toplumun ihtiyacı ve elde edeceği fayda belirler.

Piramitler de sonsuz kaynakların değil, sınırlanmamış tasarrufun eseridir. Bugünkü anıtlaşma, onun mimari özelliği değil, halkın dar kaynaklarına uzanmasının sonucudur. Ebedîleşen, hükümdarları değil; halkın emanetini zayi eden bir yönetim metodolojisinin ibretidir. Sessizce kendilerini yaşatan ama hayatı tüketen bir tasarrufun itirafının çığlığıdır.

Bugünün piramitleri de taştan yapılmıyor. Dünya fiyatlarıyla rekabet edemeyen yatırımlar; gümrük duvarları, teşvikler ve milletin sofrasından uzatılan kaynaklarla yükseliyor.

Demokrasi de kurdelesi çoktan kesilmiş en büyük mega yatırımdır.

Yine de ikisi de yarım bırakılmaz: Biri piyasaya, diğeri hayata rağmen…

Ta ki tahammül tükenene dek…

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Mehmet SERİN

Mehmet SERİN YAZAR