EFKÂR
Bazı duygular vardır, anlatmaya kelime yetmez. İnsan bazen konuşmaz. Çünkü söyleyeceği her söz, içinde taşıdığı yükün yanında eksik kalır. İşte o zaman gönlün dili susar, efkâr konuşur. Cengiz Özkan’ın “Efkâr” türküsünü dinlerken insanın aklına tam da bu gelir. Efkâr… Sadece üzülmek değildir. Birini
Bazı duygular vardır, anlatmaya kelime yetmez.
İnsan bazen konuşmaz. Çünkü söyleyeceği her söz, içinde taşıdığı yükün yanında eksik kalır. İşte o zaman gönlün dili susar, efkâr konuşur.
Cengiz Özkan’ın “Efkâr” türküsünü dinlerken insanın aklına tam da bu gelir.
Efkâr…
Sadece üzülmek değildir.
Birini özlemektir.
Bir türlü tamamlanmayan bir hikâyedir.
Söylenemeyen sözlerdir.
Gecenin sessizliğinde insanın kendi kendine sorduğu sorulardır.
Bazen de kalabalıkların içinde yalnız kalmaktır.
Hayat bize her şeyi istediğimiz gibi vermiyor. Kimi zaman sevdiğimiz yanımızda olmuyor, kimi zaman verdiğimiz emek karşılığını bulmuyor. Kimi zaman da insan, en çok güvendiği yerden kırılıyor.
Ama en ağır olanı şudur:
İçindeki derdi anlatacak kimseyi bulamamak.
İşte efkâr biraz da budur.
İnsan yaş aldıkça anlıyor; bazı yaraların ilacı zaman değil, kabullenmektir. Çünkü geçmişi değiştiremiyorsun. Gidenleri geri getiremiyorsun. Söylenmiş sözleri geri alamıyorsun.
Geriye sadece gönlünde taşıdıkların kalıyor.
Ve insan, onları taşımayı öğreniyor.
Türkülerimizin en güzel tarafı da burada.
Bizim türkülerimiz yalnızca bir ezgi değildir.
Bir hayat hikâyesidir.
Bir annenin bekleyişidir.
Bir yârin hasretidir.
Bir babanın sessizliğidir.
Bir gurbetçinin gözyaşıdır.
Bazen tek bir türkü, insanın yıllardır söyleyemediği cümleyi söyler.
“Ben de böyle hissediyorum” dersin.
Belki de bu yüzden efkârlanırız.
Çünkü türkü bize yabancı gelmez.
Kendimizden bir parça buluruz.
Bugün hayat çok hızlı.
Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor.
Telefonlar susmuyor, mesajlar bitmiyor, insanlar sürekli konuşuyor.
Ama garip bir şekilde birbirimizi daha az dinliyoruz.
Herkesin bir derdi var.
Fakat herkes derdini anlatamıyor.
İşte tam burada türküler imdadımıza yetişiyor.
Bir bağlama sesi, bazen uzun uzun anlatamadığımız bir ömrü anlatıyor.
Bir türkü, insanın omzundaki yükü bir anlığına hafifletiyor.
Çünkü insan anlaşılmak istiyor.
Sevilmek istiyor.
Hatırlanmak istiyor.
Ve en önemlisi, gönlünün bir köşesinde hâlâ birilerinin kendisini beklediğine inanmak istiyor.
Belki de efkârın en güzel tarafı şudur:
İnsana hâlâ bir gönlü olduğunu hatırlatır.
Kalbi kırılıyorsa, demek ki hâlâ hissedebiliyordur.
Özlüyor ise, demek ki hâlâ sevebiliyordur.
Ve bekliyorsa, içinde hâlâ küçücük de olsa bir umut vardır.
Bu yüzden bazı geceler bir türkü açılır.
Ses yükseltilmez.
Kimseye bir şey anlatılmaz.
Sadece dinlenir.
Ve insan kendi içine döner.
Çünkü bazı hesaplaşmalar insanla hayat arasında değil, insanla kendi gönlü arasındadır.
Efkâr dediğin biraz da budur.
Dışarıdan bakıldığında sessizlik…
İçeride ise koca bir dünya.
Belki de insanın en büyük sınavı, gönlünde taşıdığı o dünyayı kaybetmeden yoluna devam edebilmektir.
Ve bazen bir türkü, insana bunu yeniden hatırlatır.