TERÖRSÜZ TÜRKİYE BİR SÜREÇTEN FAZLASI
Dün “Devlet akıl ile hareket eder, siyaset günlük yaşar” dedik. Bugün o sözün Türkiye’deki en önemli karşılıklarından birine bakalım: Terörsüz Türkiye. Bu meseleyi yalnızca güvenlik penceresinden okursak, büyük resmi göremeyiz. Çünkü Türkiye’nin terörle mücadelesi yalnızca dağdaki silahlı unsurlarla
Dün “Devlet akıl ile hareket eder, siyaset günlük yaşar” dedik.
Bugün o sözün Türkiye’deki en önemli karşılıklarından birine bakalım:
Terörsüz Türkiye.
Bu meseleyi yalnızca güvenlik penceresinden okursak, büyük resmi göremeyiz.
Çünkü Türkiye’nin terörle mücadelesi yalnızca dağdaki silahlı unsurlarla mücadeleden ibaret değildir.
Mesele;
Türkiye’nin iç huzurudur.
Milli bütünlüğüdür.
Ekonomik gücüdür.
Sınır güvenliğidir.
Bölgesel etkinliğidir.
Ve geleceğe dair stratejik yürüyüşüdür.
DEVLET, BUGÜNÜ DEĞİL YARINI HESAPLIYOR
Türkiye uzun yıllar boyunca terörle mücadele ederken çok ağır bedeller ödedi.
Şehitler verdik.
Ekonomik kaynaklarımızı güvenliğe ayırdık.
Bölgemizdeki gelişmelere müdahil olmak için büyük bir enerji harcadık.
En önemlisi de, Türkiye'nin içeride birlik ve beraberliğini zayıflatmak isteyen hesaplarla karşı karşıya kaldık.
İşte bugün gelinen noktayı bu tarihsel birikimden bağımsız değerlendiremeyiz.
12 Ağustos'ta kabul edilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, sürecin yalnızca siyasi söylem olmaktan çıkarılıp hukuki bir çerçeveye oturtulduğunu gösterdi. Ardından 24 Ağustos'ta Takip ve Değerlendirme Kurulu'nun ilk toplantısının yapılması, devlet kurumlarının süreci koordineli biçimde yürütme iradesini ortaya koydu.
Burada devlet aklının en önemli özelliğini görüyoruz:
Süreklilik.
Bir açıklama yapıp kenara çekilmek değil.
Bir siyasi slogan üretip gündem değiştirmek değil.
Adım adım ilerlemek.
Hukuki zemini oluşturmak.
Kurumsal mekanizmayı kurmak.
Ve sonucu almak.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE, SADECE TÜRKİYE MESELESİ DEĞİLDİR
Asıl büyük resim burada başlıyor.
Türkiye'nin güneyinde Suriye var.
Yanında Irak var.
Doğusunda İran var.
Akdeniz'de, Kafkasya'da, Balkanlar'da birbirinden farklı güç mücadeleleri yaşanıyor.
Ortadoğu ise yıllardır vekâlet savaşlarının, terör örgütlerinin ve dış müdahalelerin oluşturduğu büyük bir istikrarsızlık alanı.
Böyle bir coğrafyada Türkiye'nin içeride terörle uğraşırken dışarıda büyük güç mücadelesinin dışında kalması mümkün değildir.
Dolayısıyla Terörsüz Türkiye, yalnızca içeride huzur anlamına gelmez.
Türkiye'nin dışarıdaki hareket alanının genişlemesi anlamına da gelir.
Devlet Bahçeli'nin de son açıklamalarında süreci “Terörsüz Türkiye” ile “Terörsüz Bölge” hedeflerinin aynı stratejik istikamette buluşması olarak değerlendirmesi, meselenin bölgesel boyutunu açıkça ortaya koyuyor.
İÇ CEPHE GÜÇLÜ DEĞİLSE DIŞARIDA GÜÇLÜ OLAMAZSINIZ
Devlet aklı bize tarihten bunu öğretmiştir.
Bir devletin dışarıdaki gücü, içerideki birlik ve beraberliğiyle doğrudan bağlantılıdır.
İçeride sürekli kavga eden, birbirini düşman gören, toplumsal fay hatlarını derinleştiren, her meseleyi kimlik çatışmasına dönüştüren bir ülkenin dışarıdaki caydırıcılığı da zayıflar.
Bu nedenle Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey, Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkes'iyle, Arap'ıyla bütün vatandaşlarını ortak Türkiye paydasında buluşturabilmektir.
Kimsenin kimliğinden vazgeçmesi değil; kimliklerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ve ortak vatan çatısı altında huzur içinde yaşayabilmesi.
Terörün ortadan kalkması bunun önünü açabilecek en önemli eşiklerden biridir.
Fakat burada çok önemli bir çizgi vardır:
Terörle mücadele taviz değildir.
Devletin egemenliği tartışma konusu değildir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısı tartışma konusu değildir.
Silahın siyasetin üzerinde bir güç haline gelmesine izin vermek de mümkün değildir.
Tam tersine;
Terörsüz Türkiye'nin anlamı, silahın ve şiddetin siyasetin dışına çıkarılması, hukukun ve demokratik siyasetin güçlendirilmesidir.
PROVOKASYONLARA DİKKAT
Tam da bu nedenle bugünlerde yaşanan her gelişime soğukkanlı bakmak gerekiyor.
Son günlerde spor tribünleri üzerinden yaşanan tartışmaların da bu açıdan dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.
2 Eylül'de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, tribünlerin Terörsüz Türkiye karşıtlarının provokasyon alanına dönüştürülmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Bu uyarının üzerinde düşünmek gerekir.
Çünkü devlet aklı sadece büyük stratejileri kurmaz.
O stratejiyi bozabilecek küçük kıvılcımları da önceden görür.
Bir slogan…
Bir tribün olayı…
Bir sosyal medya kampanyası…
Bir manipülatif araştırma…
Bir provokatif açıklama…
Bunların her biri toplumun hassas damarlarına dokunabilir.
Türkiye'nin yeni dönemde en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de budur:
Soğukkanlılık.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE'NİN ASIL SINAVI BUNDAN SONRA
Şimdi en kritik noktaya geldik.
Terörsüz Türkiye sadece terörün sona ermesi değildir.
Asıl mesele, terörün yeniden ortaya çıkabileceği siyasi, ekonomik, sosyal ve bölgesel zeminin ortadan kaldırılmasıdır.
Bunun için;
Ekonomi güçlenmeli,
Hukukun üstünlüğü güçlenmeli,
Gençler geleceğe umutla bakmalı,
Bölgesel kalkınma hızlanmalı,
Eğitim ve kültür politikaları güçlendirilmeli,
Türkiye'nin dış politikadaki ağırlığı artırılmalıdır.
Çünkü boşluk bırakırsanız, o boşluğu başka aktörler doldurur.
Devlet aklı tam da bunu hesap eder.
TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDE TARİHİ BİR FIRSAT VAR
Bugün Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat bulunuyor.
Fakat fırsatlar kendiliğinden başarıya dönüşmez.
Devlet kararlılığı gerekir.
Millet desteği gerekir.
Siyasi sorumluluk gerekir.
Ve en önemlisi, provokasyonlara karşı sağduyu gerekir.
Terörsüz Türkiye'yi bir siyasi partinin projesi haline getirmek de yanlıştır.
Bir hükümetin seçim sloganına indirgemek de yanlıştır.
Bu mesele, Türkiye'nin geleceğiyle ilgilidir.
Nitekim süreçteki resmi yaklaşım da bunu “toplumsal bütünleşme” ve kurumlar arası koordinasyon üzerinden ele alıyor.
SON SÖZ
Dün söyledik:
Siyaset günü yaşar, devlet geleceği düşünür.
Bugün de şunu söyleyelim:
Terörsüz Türkiye, bir son değil; Türkiye'nin önündeki yeni dönemin başlangıcıdır.
Bu başlangıcı doğru değerlendirebilirsek;
Daha güçlü bir ekonomi,
Daha güvenli bir ülke,
Daha etkili bir diplomasi
Ve daha güçlü bir Türkiye inşa edebiliriz.
Ama bunun için önce birbirimizi tüketmeyi bırakmalıyız.
Çünkü dışarıdaki hesapları bozmanın ilk şartı, içeride birlik olmaktır.
Devlet aklı bunu bilir.
Millet iradesi bunu başarabilir.
Ve Türkiye, bunu başaracak güçtedir.
Yeter ki günü değil, geleceği düşünelim.