TÜRKİYE’NİN ASIL MESELESİ

TÜRKİYE’NİN ASIL MESELESİ: GÜVEN KAYBI Bir ülkenin ekonomisi bozulabilir. Enflasyon yükselebilir. Siyasette gerilim artabilir. Devletin kurumları tartışılabilir. Bunların tamamı zaman içerisinde düzeltilebilir. Ama bir ülkede güven duygusu zedelenirse , mesele artık yalnızca ekonomi, siyaset veya hu

Şükrü PORTAKAL Siyasetçi/Yazar

TÜRKİYE’NİN ASIL MESELESİ: GÜVEN KAYBI

Bir ülkenin ekonomisi bozulabilir.

Enflasyon yükselebilir.

Siyasette gerilim artabilir.

Devletin kurumları tartışılabilir.

Bunların tamamı zaman içerisinde düzeltilebilir.

Ama bir ülkede güven duygusu zedelenirse, mesele artık yalnızca ekonomi, siyaset veya hukuk meselesi olmaktan çıkar.

Toplumun geleceğe bakışı değişir.

İnsanlar yarınından emin değilse bugününü de planlayamaz.

İş insanı yatırım yapmaz.

Genç insan geleceğini başka ülkelerde arar.

Esnaf önünü göremez.

Vatandaş devletine, devlet kurumlarına ve birbirine olan güvenini kaybetmeye başlarsa, işte asıl tehlike burada ortaya çıkar.

Türkiye’nin bugün üzerinde en fazla düşünmesi gereken meselelerden biri budur:

Güven.

Çünkü güven kaybının faturası yalnızca ekonomik değildir.

Mesele sadece cebimizdeki para değil

Bugün vatandaşın önemli bir bölümü hayat pahalılığından şikâyet ediyor.

Bu şikâyetin altında sadece fiyatların yüksekliği yok.

Asıl sorun, insanın geleceğini öngörememesi.

Bugün kazandığı paranın yarın ne kadar değer taşıyacağını bilemeyen insan, doğal olarak geleceğe güvenle bakamıyor.

Bir ev almak istiyor, hesap yapamıyor.

Çocuğunu okutmak istiyor, maliyeti öngöremiyor.

İş kurmak istiyor, yarın ne olacağını kestiremiyor.

Emekli, aldığı maaşla ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.

Genç, çalışmasına rağmen neden istediği hayatı kuramadığını sorguluyor.

Bütün bunlar birleştiğinde ortaya yalnızca ekonomik bir tablo çıkmıyor.

Toplumsal bir ruh hâli ortaya çıkıyor.

O ruh hâlinin adı da belirsizlik.

Belirsizliğin olduğu yerde ise güven azalıyor.

Devletin en büyük sermayesi

Devletin kasasında para olabilir.

Ordusu güçlü olabilir.

Sanayisi gelişmiş olabilir.

Diplomatik gücü yüksek olabilir.

Ama devletin vatandaşındaki güven duygusu zayıflıyorsa bütün bu güç unsurlarının yanında görünmeyen ama çok daha önemli bir sermaye eksiliyor demektir.

O sermaye:

Devlete güven.

Devlet dediğimiz yapı yalnızca hükümet değildir.

Devlet; kurumlarıyla, adaletiyle, bürokrasisiyle, eğitim sistemiyle, güvenliğiyle ve hukuk düzeniyle bir bütündür.

Bu nedenle iktidarlar değişebilir.

Partiler değişebilir.

Siyasi dengeler değişebilir.

Ama devletin kurumsal hafızası ve devlet ciddiyeti değişmemelidir.

Türkiye’nin ihtiyacı da tam olarak budur.

Günü kurtaran siyaset değil, geleceği kurtaran devlet aklı.

Siyaset kavga alanı değil, çözüm alanıdır

Bugün siyasetin en büyük problemlerinden biri de toplumun birbirini dinlemekte zorlanmasıdır.

Bir taraf diğerini hainlikle suçluyor.

Diğer taraf ötekini düşman görüyor.

Sosyal medya ise bu gerilimi her gün biraz daha büyütüyor.

Oysa Türkiye’nin birbirine düşman vatandaşlara değil, aynı geleceğe bakan , aynı ülküye gönül vermiş vatandaşlara ihtiyacı var.

Elbette siyasi rekabet olacaktır.

Eleştiri olacaktır.

Muhalefet olacaktır.

İktidar hesap verecektir.

Bunlar demokrasinin gereğidir.

Fakat siyasi rekabet ile devlet düşmanlığını, iktidar eleştirisi ile devlet eleştirisini birbirine karıştırdığımız anda hepimiz kaybederiz.

Çünkü sandık değişkendir.

Devlet kalıcıdır.

Hükümetler değişir.

Türkiye kalır.

Bu nedenle siyasi mücadeleyi Türkiye’nin ortak değerlerinin üzerine çıkarmamak zorundayız.

Gençleri kaybetmenin bedeli ağır olur

Bir ülkenin geleceğini anlamak istiyorsanız gençlerine bakın.

Gençler geleceğini bu ülkede kurmak istiyor mu?

Çalıştığında karşılığını alacağına inanıyor mu?

Liyakatin gerçekten önemli olduğuna güveniyor mu?

Kendisine adil bir fırsat sunulacağına inanıyor mu?

Bu soruların cevabı, Türkiye’nin geleceği açısından ekonomik büyüme rakamlarından bile daha değerlidir.

Ve benim gibi gençler geleceğimiz, geleceğimiz ise gençlerin ilkesi ile yaşayan biri için

Gençlik gelecektir. Türk Milleti olarak gençlerimize sahip çıkmalı ve onların ufkuyla dünyayı yeniden okumalıyız.

Çünkü gençlerin umudunu kaybettiği bir ülkede nüfusun genç olması tek başına avantaj değildir.

Gençlik umut ister.

Adalet ister.

Liyakat ister.

Kendi emeğiyle bir yere gelebileceğine inanmak ister.

Türkiye, gençlerine “Burada kal ve geleceğini burada kur” diyebilmelidir.

Bunun yolu da sadece maaşları artırmaktan geçmez.

Güvenilir bir gelecek inşa etmekten geçer.

Yeniden güven inşa edebiliriz

Bütün bu tabloya rağmen karamsar olmak için hiçbir sebep yok.

Türkiye büyük bir ülkedir.

Devlet geleneği güçlüdür.

Milletimizin krizlere karşı dayanıklılığı yüksektir.

En zor dönemlerde bile yeniden ayağa kalkmayı bilen bir toplumuz.

Fakat bunun için önce sorunu doğru tarif etmek gerekir.

Sorunumuz yalnızca enflasyon değildir.

Sorunumuz yalnızca siyaset değildir.

Sorunumuz yalnızca muhalefet ya da iktidar değildir.

Sorunumuz, bütün bunların üzerinde duran güven meselesidir.

Güveni yeniden tesis etmenin yolu ise bellidir:

Hukukta öngörülebilirlik.

Ekonomide istikrar.

Kamu yönetiminde liyakat.

Siyasette sorumluluk.

Kurumlarda şeffaflık.

Toplumda adalet duygusu.

Ve hepsinden önemlisi;

Devletin vatandaşa, vatandaşın devlete güvenebileceği bir düzen.

Türkiye’nin önünde büyük fırsatlar da var, ciddi tehditler de.

Böyle bir dönemde birbirimizi tüketmek yerine enerjimizi Türkiye’nin geleceğine harcamalıyız.

Çünkü mesele artık kimin kazanacağı meselesinden daha büyüktür.

Mesele, Türkiye’nin nasıl kazanacağıdır.

Siyasetçiler gelir geçer.

Ekonomik krizler aşılır.

Seçimler yapılır ve biter.

Ama bir milletin geleceğe olan inancı kaybolursa onu yeniden inşa etmek çok daha zordur.

Bu nedenle bugün hepimizin sorması gereken soru şudur:

Çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağız?

Kavgaların, güvensizliğin ve belirsizliğin hâkim olduğu bir Türkiye mi?

Yoksa hukukuna güvenilen, kurumlarına inanılan, ekonomisi öngörülebilen ve gençlerinin geleceğe umutla baktığı güçlü bir Türkiye mi?

Benim cevabım nettir:

Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir kavga değil, yeni bir güven iklimidir.

Çünkü güçlü devlet sadece güçlü orduyla kurulmaz.

Güçlü ekonomiyle de kurulmaz.

Asıl güç; vatandaşının devletine, devletinin vatandaşına ve milletin kendi geleceğine güvenmesidir.

Türkiye yeniden bu güveni inşa edebilir.

Yeter ki günü değil, yarını düşünelim.

Yeter ki siyaseti ülkenin önüne koymayalım.

Yeter ki ortak paydamızın adının Türkiye olduğunu unutmayalım.

Çünkü bu ülke hepimizin.

Ve gelecek de hepimizin çocuklarına kalacak.

Yazarın diğer yazıları